alevilik hz. ali'yi sevmekse ben de aleviyim

alevilik hz. ali'yi sevmekse ben de aleviyim

Tümünü Göster [2]

52851 #2  #52851
alevilik sadece aliyi sevmek değildir. bunu sünnilikten mürted biri olarak söylüyorum. alevilik türkiye'de tek elden temsil edilebilen bir mefhum değil. ege alevileri var, iç anadolu alevileri var, göçmen alevileri var, arap alevileri var, zaza ve kürt alevileri var, caferiler var. bunların tümünün farklı gelenek ve ritüelleri var, farklı ilmi ve fıkhi kaynakları, farklı tarihsel şahsiyetleri var. kiminde namaz var kiminde yok.

alevilik ile sünni hanefiliğin imamı arasında da ilginç bir ilişki vardır. imam-ı azamın hocası şiilerin 12 imam dediği imamların 6. sı olan imam-ı caferdir. bugünkü iran'ın %90'ı bu imamı kurucu kabul eden caferiyye mezhebine tabidir. türkiye alevileri 12 imamı kabul ederler. ve imam-ı azam'ın "ben caferi sadık'tan daha büyük fıkıhçı görmedim" şeklinde beyanı vardır. bu durumda henüz aleviliğin, şiiliğin ya da sünniliğin tam olarak ortaya çıkmadığı 8. yüzyılda cafer-i sadık -ki sünni kaynaklarda da ebu bekir'in torununun oğlu kabul edilir- alevidir ancak imam-ı azam sünnidir demek abestir. imam-ı azamın son dönemleri m.s. 750 yılı itibari ile artık abbasi dönemidir. abbasiler muhammedin amcası abbasın torunlarıdır ve siyasi iktidarı muhammedin 4 kuşak öteden kuzeni muaviyenin emevi devletinden bir darbe sonucu almışlardır. muaviye de ali'nin katli suretiyle almıştı zaten iktidarı. ali'nin katlinden itibaren müslümanlar ehli beytçilerle ehli hadisçiler olarak iki kısma ayrılmışlardır. ehli beytçiler peygamber torunu hasan ve hüseyin'in halife olmasını isteyenler, ehli hadisçiler muaviye ya da abbasın torunlarının halife olmasını isteyenlerdir. beyt arapça ev hane demektir. ehli beyt, evden olan, peygamberin hanesinden olan demektir.

imam-ı azam'ın şöyle bir sözü vardır:

"şamlılar bizi sevmiyor, çünkü biz ancak ali'nin askerleri arasında kalıyoruz, ehli hadis diye bilinenler bizi sevmiyor, zira biz ehli beyti seviyoruz."

zaten sünni kaynaklara göre de imam-ı azam abbasi hükümdarı el mansur tarafından işkence ile öldürülmüştür. çünkü el mansur ehli beytçi tehlikenin farkındadır ve atalarının ehli hadisçi görüşüne sarılmak iktidarda kalabilmenin yegane yoludur. bugün aleviler ve şiiler imam-ı azamı caferin yolundan sapmış kişi olarak tanımlarken sünni hanefiler mezheb imam-ı olarak görürler. imam-ı azamı mezheb imamı olarak meşhur edenler yetiştirdiği talebeleridir. bunlar içinde en önemlileri sünni literatürde `imameyn` denilen imam ebu muhammed ve imam ebu yusuftur. ebu yusuf abbasilerde kadıların kadısı olmuş, yani iran'dan kuzey afrikaya kadar olan o koca devletin adalet bakanlığı görevini yapmıştır. bugün dünyada sünnilerin islam aleminin %85'ini oluşturuyor olmalarının sebebi bana göre abbasilerin erken dönemde 500 yıllık orta doğu hakimiyeti ile ebu yusuf geleneğinden gelen adalet ve şeriat bakanlarıdır.

10. yüzyıla geldiğimizde ehli beyt rahat durmaz ve tunus'ta `fatimiler` devletini kurar ve çok kısa sürede kahire'ye yayılır. bu dönemde kudüs'ün müslüman nüfusunun bile yarısı ehli beytçi yarısı ehli hadisçidir. mezhepler o dönem kağıt üzerinde dağınık ve halktan uzak şekilde siyasi emellerle dizayn edilirken bir takım islami ekoller oluşmaya başlar. bugün sünniliğin en önemli temsilcilerinden olan kahire el ezher medresesi 975 yılında fatimiler tarafından kurulmuş ve bu dönemde şii yani ehli beyt denilen ekolü sistematikleştirmeye başlamıştır. sünni literatürde geçen kütüb-i sitte gibi şii literatürde `kütüb-i erba` (4 kitap) vardır. el ezhere göre bu 4 kitabı şia'nın sahih hadis kitaplarıdır.

abbasiler kendi bünyelerinde bulunan türklere memluk yani köle derlerdi ve türkler müslüman olmaya başladıkça onlara yurt vererek ordu içinde önemli görevlere getirmeye başladılar. halife ömer döneminde yıkılmış 1000 yıllık zerdüşt sasani devletinin farsi halkı da 200 yıl içinde müslüman olmuştu. ve bir süre sonra araplara baş kaldırarak samani devletini kurmuşlardı. alp tigin de samani devletinde bir komutandı. samanilere baş kaldırarak gazneli devletini kurdu. gazneli devleti ile başlayan süreç iran ve orta doğuyu selçuklulara götürdü. samani devletinin sünni islamın baş tacı buhari'nin doğduğu bölgede kurulmuş olmasından bu bölgede ehli hadis geleneğinin etkin olduğunu çıkarabiliriz. dolayısyla türklerin o dönemki mezhepsel tutumları biraz belirsizdir. bana göre türkler 10. yüzyılda hem yazı ve kitapla araları pek iyi olmadığı için hem de islamın merkezine uzak oldukları için mezhepsel anlamda keskin bir tavır içinde değillerdi. 11. yüzyıla geldiğimizde karşımıza hem türkiye sünnilerinin hem de alevilerinin paylaşamadığı ahmet yesevi çıkıyor. ahmet yesevinin erenlerine hadis dersleri verdiği söyleniyor ancak bu hadisler kütüb-i sitteden mi yoksa kütüb-ü erba'dan mı bilmiyorum. 11. yüzyıl aynı zamanda türklerin anadoluya girdiği ve anadolunun yerel halkının da islamlaşmaya başladığı tarih. 11. yüzyıl sonlarına doğru fatimiler iyice güçlenmişlerdi ve abbasiler türklerden yardım istediler. selçuklu hükümdarı tuğrul beyin kızı arslan hatun halife ile evlendirildi, tuğrul bey de halifenin kızı seyide hatun ile evlendi. türkler bu noktadan itibaren iktidar anlamında ehli hadisçi yani sünni etki alanına resmen girmiş oldular. sünniliğin ekol olarak resmileşmesi de bu dönem denk gelir. kudüs'te bir hadis alimi olan ibn-i kayserani yüzlerce hadis kitabının içinden altı tanesini seçerek bunla ilgili bir kitap yazar. ve dönemin abbasi-selçuklu devletleri ile bu devletlerin ulemaları bu kitabı esas alırlar. selçuklular fatimilerin el ezher ekolüne karşılık bağdat'ta imam-ı azam'ın türbesinin yanına nizamiye medresesini açarlar. bu dönemde tuğrul ve çağrı beylerin kendilerinin dahi tam anlamıyla sünni gelenekte olduğu şüphelidir, çünkü çağrı beyin halifenin sarayındaki düğününde türkçe şarkılar söyleyip dizini yere vurduğu bir tür dans yaptığı geçer kaynaklarda. halife sarayında bildiğiniz zeybek oynamıştır çağrı bey ve şarkı ve dans o dönem sünni geleneğinde pek hoş karşılanmayan davranışlardır. hala daha öyledir aslında. (kaynak: osman turan, selçuklu tarihi ve türk islam medeniyeti)

12. yüzyıl tengrici,şaman, budist ve hıristiyan moğol-türk istilalarına kadar süreç bu şekilde gider. keskin bir şekilde mezhep ayrımı olmayan türkler abbasi ekolünden iktidarlar sayesinde sünniliğe kaydırılmaya çalışılır, kaydırılmışlardır da muhtemelen. ancak orta doğuya gelen en kalabalık ve etkili türk kitlesi esasında moğol-türk akınlarıdır. cengiz han'ın torunu hülagü han (hıristiyan veya budist olduğu söylenir, eşi `dokuz hatun` türk ve hıristiyandır) 1258 yılında önce haşhaşilerin meşhur ele geçirilemez alamut kalesini yok etmiş ve ardından bağdat'a giderek abbasi halifesi mutasım'a etek giydirip bağdat sokaklarında gezdirmiş, meydanda kafasını kesmiştir. başka türlü öldürdüğünü söyleyen kaynaklar da vardır ancak hülagü tarafından öldürdüğü malumdur. 500 yıllık abbasi devleti ilhanlılar tarafından 1258'de yok edilmiştir. bu süreç orta doğu, kafkaslar ve anadolu'da muazzam bir türkleşme başlatmıştır. elbette anadolu selçuklu devleti de bu dönemde yıkılmıştır. bu arada mısırdaki fatimiler 12. yüzyılda kudüs fatihi selahaddin eyyubi tarafından yıkılmış, daha sonra eyyubilerdeki türk memluk askerler bir darbe ile kahire'de memluk devletini kurmuş bu dönemde el ezher ekolü sünnileşmeye başlamıştı. zaten fatimilerin halifesi farklıdır ve selahaddin ve sonrasında memluklularla kahire bağdattaki halifeye bağlanmıştır.

hülagü sonrası iran'da farsça arapçadan daha tercih edilir bir yazı dili olmuştur. hülagü orta doğuda araplaşmaya başlayan türklere ve farslara kimliklerini koruma hususunda en büyük katkıyı yapmıştır. artık orta doğu ve acem coğrafyasına iyice yerleşen ilhanlıların 7. hükümdarı mahmud gazan han (önceden hıristiyan ya da budist olduğu söylenir) halkın gittikçe islamlaşıması ile müslüman olur ve olurken şia inancını benimser. bunda muhtemelen orta doğudaki en büyük rakibi olan memlukluların sünni olmasının etkisi de vardır. zaten 10.-13. yüzyıllar arası abbasi ve selçuklu hakimiyetine rağmen ırak-iran bölgesinde bugün haritalarda pek görünmeyen kısa süreli "ukayliler" ve "büveyhoğulları" gibi ehli beytçi yani şii beyliker de var olmuştur. orta doğuda süregiden bu türklerin ehli beyt ile ehli hadis mücadelesi içindeki varoluşu ile kendi şaman, budist ve tenrgici ve hatta hıristiyan gelenekelri türkleri sünni, şii ve alevi diye üç kısma ayırır. zaten orta doğu ve anadolunun kapısı iran'dır ve türkler iran üzerinden anadoluya gelmişlerdir. binlerce yıllık iran medeniyetinden etkilenmişlerdir. ve iran halkının ehli beytçi inancı ile kendi kültürlerini harmanlayıp aleviliği ortaya çıkarmışlardır. bu caferi ya da ismailiyye orijinaldir; alevilik sonradan çıkmıştır demek değil. belki de orijinal islam budur bu konuda bir yargı sunarak kişiye senin inancın yanlıştır demek haddime değil.

selçuklu geleneğinden gelen osmanoğulları ailesi de başlangıçta katı sünni tavrı olan bir aile değildir muhtemelen. hatta bektaşi ve ehli beytçi olduğuna dair iddialar bile mevcut. ancak işler büyüyüp de orta doğu ve arabistan hinterlandında hakim olma kaygısı baş gösterince katı sünni bir geleneğe geçiş yapılmış bu sayede kimsenin sallamadığı şii mezhebinin halifelik makamı yerine milyonlarca tebası olan sünni islam yolunun halifeliğini alma çabası içine girmiş ve yavuz sultan selim ile halifeliği elinde bulunduran memluk devletini yok ederek almıştır. bu süreçte hem devletin hem de ordunun selahıyatı gibi kaygılarla anadoluyu sünnileştirmeye çalışmış ve bunda büyük oranda başarılı olmuştur.

yani alevilik sadece aliyi sevmek değildir. alevi, kütübüi sitteyi resmi kaynak kabul etmez, bir kısmı kütüb-i erbayı kabul eder kimi de sadece okunacak tarihi kitaplar olarak görür tümünü. yazılı kaynaktan ziyade geleneğe bağlıdır alevi. alevilik 1400 yıllık bir tarihin bütünüdür ve siyasal iktidarların savaşı sünni geleneğin kazanmasına sebep oldu diye orijinal olma ihtimali sünni geleneğinkinden daha düşük değildir.

15. ve 16. yüzyıllardan itibaren süreç ilhanlı geleneğinden gelen safeviler ile selçuklu geleneğinden gelen osmanlıların mücadelesi ile geçmiştir. bu mücadele de bugünkü azeriler ve iran türkmenleri ile türkiye türklerinin ekseriyeti arasındaki keskin mezhepsel farklılığı ortaya çıkarmıştır. 16. yüzyıldan sonra alevi osmanlı devletinde gayri müslüme eş anlama gelmiştir. şahitliği kabul edilmemiş, devşirilmediği sürece mevki ve makam verilmemiştir. ta ki türkiye cumhuriyeti kurulana kadar. türkiye cumhuriyeti kurulduktan sonra aleviler laikliğin ve cumhuriyetin kuruluş ilkelerinin garantisi konumuna gelmişlerdir. osmanlıda adam yerine koyulmayan alevi türkiye cumhuriyetinde hukuk sisteminin tepesine kadar çıkabilmiş ve hatta cumhurbaşkanı bile olabilmiş buna rağmen şehit olan kendi alevi evladının cami yerine cemevinden kaldırılmasını sağlayamamıştır. bu noktada alevilerin bugün maruz kaldığı ayrımcılığın hesabını sünni halifeliğini kaldırarak 1500 yıldır yapılamamış olanı yapanlardan ziyade son 80 yılda eline iktidar geçen alevi devlet büyüklerinden sormak daha doğrudur. mesela 4. cumhurbaşkanımız cemal gürsel'den.

buna rağmen, türk silahlı kuvvetlerinin bugün alevi şehidin cenazesini cem evinden; yahudi şehidin cenazesini sinagog'dan kaldıramıyor oluşu çok büyük bir utançtır bizim için. bizler bu durumu düzeltmek ve herkesin eşit yurttaşlar olarak kendi dini inancına göre muamele görmesini sağlamak için hep birlikte mücadele etmeliyiz.

türklerin bir kısmı özellikle karahanlılar döneminde ve öncesi dönemde katliamlarla kılıç zoruyla müslüman olmuştur ancak büyük çoğunluğu değil. ilhanlı hükümdarının rıza ile müslüman oluşu tarihsel bir gerçektir. türklerin büyük çoğunluğu iran kültürü etkisi altında müslüman olmuştur. islam sadece katliamla yayılan bir din değil. 10 bin km ötedeki endonezyada kimse katliama maruz kalarak müslüman olmadı. bir topluluk kendinden medeniyet anlamında ileri bir toplulukla karşılaşınca ona öykünür, o topluluğa dönüşmeye çalışır, slavların bizans ile karşılaşması gibi mesela. ve alevilik şiilikten bağımsız düşünülemez. hiç bir şey değilse bile ehli beyt mefhumu, 12 imam mefhumu ortaktır şiilikle, yani alevilik zorla müslüman edilenlerin ılık islamlığı değildir, yukarıda özetlediğim üzere çok derin tarihselliği vardır.

20. yüzyılın başında sünni islamın kalbi istanbul idi. en büyük alimler burada yetişirdi. 1905 yılında bir istanbulluya "30 yıl sonra ezan türkçe okunacak" desen heralde akşama kadar gülerdi sana. cumhuriyetin kurucu kadrosu ezanı sadece türkçeye çevirdi ve bugünkü muhafazakar kesimde oluşan nefreti görüyorsunuz. ezanı kaldırsa ne olurdu acep? yani öyle bol keseden "hadi danimarka seviyesine geçelim ve ilk cumhuriyeti yıkalım" hayallerine kalkışırsanız dramatik bir şekilde kendinizi mısır ve iran seviyesine inmiş bulursunuz. yani o zatın fotoğrafını bakanlar kurulu odasından indirmeye odaklanmış arkadaşlar var, ayrılıkçı kürt olsa anlarım; derim ki o fotoğraf oradan inince çıkan karışıklıkta fırsattan istifade devletini kuracak ama o zaatın fotoğrafının oradan inmesi alevilerin hiç hayrına olmaz. kargaşa ortamında azınlıkların iktidarla kargaşayı sonlandırdığını tarih sadece bir kez yazmıştır. o da, modernist türk azınlığın mutlak hakimiyeti ile sonuçlanan bizim kurtuluş savaşımızdır. ayrıca aleviliğin-sünniliğin-şiiliğin iç içe olan tarihsel özetini sünni arkadaşlar için yaptım. çünkü onlar "devlet cenazesinin cemevinden de kaldırılabileceğini" anlamaları için aleviliğin orijinal islam olma ihtimalinin en az sünniliğin olma ihtimali kadar olduğunu idrak etmeliler. bu da tarihsel sebep-sonuç çözümlemesi ile olur, determinizmle olur.
(0)



Tümünü Göster [2]

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

fethiye escort dikmen uydu elektronik
Son Yapılan Yorumlar: