bilinç

bilinç

Tümünü Göster [3]

55488 #1  #55488
kişinin kendisine, yaşantılarına, çevresine, öteki kişilere, bir bütün olarak içinde yaşadığı dünyaya ilişkin farkındalığı, yaşanan deneyimlerden kendiliğinden doğan kendinin farkında olma görüngüsü
(0)



55489 #2  #55489
umut sarıkaya'nin efsane çalışmalarından

o sabah uyandığımda kendimi dev bir kıvanç tatlıtuğ’a dönüşmüş olarak bulmuştum. saatlerce aynada kendime baktım. gözlerime inanamıyordum. kaşıyla, gözüyle, kıvanç tatlıtuğ’un aynısıydım. fakat bilincim yine bana aitti. sivas’ta doğmuştum, sarıyer’de büyümüştüm, uykusuz'da çalışıyordum. bütün anıları tastamam hatırlıyordum. peki ben bütün bu anıları kıvanç tatlıtuğ olarak mı yaşamıştım? belki hep kıvanç tatlıtuğ’dum insanlar beni hep böyle biliyorlardı da ben yeni fark ettim tatlıtuğluğumu. “bunları düşünürsem kafayı yerim” diyerek önünü sonunu düşünmeden kıvanç tatlıtuğluğumun tadını çıkardım. hiç önünden ayrılmadığı gardropun aynasının önünde saatlerce dansettim. o kadar mutluydum ki anlatamam.

durumu müjdelemek için hemen kız arkadaşımı aradım. sesimi yadırgamamıştı “başına devlet kuşu konu aşkım. yine iyisin haa çakaaalll” dedim. “ne diyorsun umut sabah sabah sen” diye çıkıştı. “telefonda anlatılacak gibi değil. tez zamanda buluşalım. gör ve yaşa beni” deyip kapadım telefonu. dansıma devam ettim. bir duş alıp, belimde yüz havlusuyla biraz ortalıkta gezdim sonra aklıma bi fikir geldi. dolaptan 2 buçuk litrelik pet şişedeki suyu alıp sudan birazcık dudaklarıma ve çeneme döktüm. çenemden sular damlarken elimdeki pet şişeyi kafaya dikerek içtim diğer elimde belimdeydi. içtikten sonra pozisyonumu bozmadan kafamı sağa çevirip, kameraya söyler gibi “tatlıtuğ gücü!” dedim. bilinç yine bana ait olduğu için keyfim çok yerindeydi. hayatımdan gerçekten çok memnundum, iyi kötü umut sarıkaya tipiyle bu yaşlara gelmiştim, kendimle barışık bir kişiliğe sahiptim, bu yaştan sonra kıvanç tatlıtuğ olmasam da olurdu ama madem kıvanç tatlıtuğ görünümünde umut sarıkaya oldum, ben hayatta daha ne isterim ki... “güzel adamım güzeeelll...” diyip durarak evde geziniyordum. saçlarım filan ne kadar yumuşaktı, gözlerim, ağzım, boyum posum.... “ şükürler olsun allah'ım, benim temiz kalpli olduğumu, şurada hiçbir kötülük olmadığını gördün de bana bu bedeni 30 yaşımdan sonra verdin” diye dualar ettim ve ardından “teravileri kaçırmayacağım lan bundan sonra” diye karar aldım. “sigarayı da bırakıyorum, eski bedenime zarar vermekten gocunmazdım ama kıvanç bedenime bunu yapamam” diye kendi kendime bir müddet düşündüm.

o sırada kapı çaldı. belime havluyu bağlayıp açtım. gelen kız arkadaşımdı. beni görünce hemen bayıldı, hiç bişey demeden kollarıma alıp yatağa götürdüm, seviştik. göğsümde ayıldığında sigara içip tavanı izliyordum. “nasıl oldu umut bu?” dedi elini gezdirirken bedenimde. “o kadarını karıştırma işte oldu bi kere” dedim. “hem sen onu bunu boş ver de sen sarışın mavi gözlü erkeklerden hoşlanmam diyordun bana” diye sordum. “umut saçmalama lütfen ben senle eskiden beri sevgiliyim. ne yani başına bişey gelmiş ve ben bu durumu yadırgadım diye ben mi suçlu oldum şimdi” diye çok fazla uzun konuşarak kendini haklı çıkardı. “aahhh kadınlarrrr” diyerek gülümsedim. eski bedenimde olsaydım bu olayı çok uzatırdım ama seçme şansı çok olunca insanın biriyle çok kavga edesi gelmiyor”. üstümü giyinirken “nereye gidiyorsun daha yeni geldim” dedi dudağını ısırarak. “dergiye gidiyorum. bugün çalışma günü biliyorsun hayatım” dedim. “ya artık ne dergisi umut! adam kıvanç tatlıtuğ olmuş hala karikatür çizecem diyor” dedi kızgınlıkla. “biz karikatür yoluna başımızı koyduk kızım, varsın orlando bloom olayım, varsın eştın kaçır olayım ne çıkar, bende bu yürek olduğu sürece, ben karikatür çizecceğim, yazı yazacağım. bu yürek bu beden susmayacak, türkü olup dilden dile dolaşacak” diye haykırdım. eskiden olsa böyle mesleğimle ilgili konuşmamı pek umursamazdı ama bu sefer konuşmamı gözyaşlarıyla dinleyip histerik biçimde “bravo deli mavi, bravo” diye bağırarak alkışladı konuşmamı. odanın ortasında alkış fırtınası kopmuştu, ben de “asıl önemli olan sizsiniz” dercesine kız arkadaşımı gösterip onu alkışladım. şehir tiyatrolarında oyun bitimi gibiydi yatak odamız. dimdik odanın ortasında durup ellerimi belime koyarak bekledim. yataktan inip sürünerek geldi, bacağıma tutundu, seviştik.

dergiye kafamda binbir düşünce içinde gittim. köşeye hiç bişey çizmemiştim, yazı da yoktu. yine programlı olacağım bundan sonra diye dergi bitiminde kendime söz vermiş, yine hiç bişey yapmamıştım. bir hafta ne de çabuk geçmişti. o kadar karikatürü öv, çizmenin nasıl büyük bir zevk olduğunu söyle dur, insanların bu hazzı hiç fark edemeyecek oluşlarına üzül, işini yücelttikçe yücelt sonra hiç bişey çizmeden dergiye git. hayatım sürekli kendi kendimi kandırmamla geçmişti, bir de bu kıvanç tatlıtuğluk çıkmıştı başıma. eski bedenimi dergiye hapsedebilmiştim, ama yeni bedenim doğru bir at gibiydi, sürekli gezmek isterdi. nasıl üç gün boyunca masaya oturup sandalyede uyuyacaktı bu beden? yepisyeni bedenim, hayatta en sevdiğim şeyi yapabilmem uğruna elimde çarçur olacaktı. kıvanç'in bedenini bizim mahalledeki büfeci namık'a versem daha iyi kullanırdı şerefsizim. neyse olan olmuş diyip ne çizeceğimi düşünüyordum yol boyunca. dergiye geldiğimde hummalı bir çalışma vardı. iş yetiştirmek üzere oldukları için derinlemesine ilgilenmiyorlardı yeni bedenimle. hep benim nasıl oldu da kıvanç tatlıtuğ olduğumu konuşalım istiyordum. sürekli derginin bir orasına bir burasında dolaşıyordum. uğur yanıma gelip “oğlum otur şu köşeni çiz bak dergi yetişmiyecek, yine çıkamayacağız” dedi, inci gibi dişlerimi sergileyerek gülümseyip ”aklıma hiçbirşey gelmiyor uğurcuğum” dedim “nasıl gelmiyor oğlum otur masaya” diye bağırdı. masada oturup biraz düşündüm. boş kağıda bakıp duruyordum. çıkayım biraz hava alayım dedim, kuruyemişçiye gidip kuru üzüm aldım aklım çalışsın diye. kuruyemişçiden çıkarken içeri giren bir kızla çarpıştım. gülümsedi bana, özür diledim. canım hiç dergiye gitmek istemiyordu. galata kulesi'nin oradaki çay bahçesine gidip biraz oturdum. karşıdaki turist kız kesmese şöyle açık havada espri düşünüyor olacaktım ama benimkinden de mavi bir çift göz beni resmen gözleriyle soyuyordu. biri beni gözleriyle soyarken o hafta ne çizeceğimi asla düşünemem. en sonunda dayanamadı yanıma geldi. biliyor musunuz sevgili okurlar türk olduğuma inanmadı. ülkemizin batıya dönen yüzüydüm resmen. “allah aşkına söyle ulrike moderniz değil mi. dışardan göründüğü gibi değiliz di mi?” defalarca söyledim. ulrike o kadar çok “modernsiniz” dedi ki en sonunda dile geldi “inanır mısın umut ben türkiye'ye gelmeden önce kendimi modern sanırdım, uygar sanırdım. modernliğimden utandım resmen türkiye'yi görünce. arkadaş insanın içinde olacak uygarlık aşkı! içinde! na burasında” diyerek masaya çay kaşığıyla vura vura konştu. “olacak ulrike daha da güzel olacak. bütün ülkeyi ingilizce kursuna yazdırdık. hepimiz lisan öğrenmeye çalışıyoruz. herkes ingilizce bilince uygarın şahı değil şahbazı olacağız. sen o zaman gör bizi” dedim. ulrike'ye çay için teşekkür edip başka zaman buluşmak üzere cebini alarak dergiye döndüm.

“tatlıtuğ gücü”. haftalardır ağzımdan bu kelimelerden başka birşey düşmüyor. durup durup söylüyorum bu anlamsız kelimeleri. zaten aklı yavaş çalışan biriyim, bir de tatlıtuğluk benim bütün enerjimi alıp götürmüştü. köşelerim ve yazılarım o kadar kötü oluyordu ki, inanamıyordum bunları çizdiğime. dergidekiler benimle fazla samimi olmuyor, dergi dışında pek buluşmak veya evlerinde misafir etmek istemiyordu. hatta cihan kılıç'ın dergide sadece benim olmama rağmen ve çalışma günü olmamasına rağmen telefonda kız arkadaşına “ya bugün çok yoğun burası sen gelme, dışarıda bir yerde buluşalım” dediğini bile duydum bir kere. ender eskiden derdini sıkıntısını anlatırdı, şimdi pek aramaz olmuştu. hoş benim de onlarla ilgilenecek halim yoktu. bir yandan ulrike ile yasak aşk yaşıyor bir yandan da sevgilimin kıskançlık krizleriyle mücadele ediyordum. kadın ismi dolmuştu hayatım. kırk yılın başında kıvanç tatlıtuğ olmuşum bana verilen bu dev tesisi niye bekleteyim ki diye düşünüyordum. resmen kıvanç'ın bedenini hor kullanıyor, tam randıman versin diye önüme gelen bütün kızlara gözlerim gibi mavi boncuklar dağıtarak, herkesin numarasını alıyor, bu naçiz bedeni gün be gün yıpratıyordum.

birden aklıma gelen bir düşünce ile irkildim. haftalardır bunu ben niye hiç düşünmemiştim. nasıl bu kadar önemli bir şeyi merak etmemiştim. “ben eğer kıvanç tatlıtuğ'un bedenindeysem gerçek kıvanç nerede” diye düşündüm. hemen internete girip gazetelerin sitesinden kıvanç tatlıtuğ haberlerine baktım. çıkan haberleri görünce ekran karşısında o kadar çok bağırdım ki içerden bağırtılarıma koşup geldiler. hemen ekranı kapatıp, insanlardan bağırdığım için özür dileyip, önemli bir şey olmadığını söyledim. ortalık sakinleşince yine haberleri açtım. evet ben iyi bir öykücü değilim, tahmin ettiğiniz gibi sevgili okurlarım. kıvanç tatlıtuğ da benim bedenimi almıştı. oksijenle sararttığı saçları ve lacivert lensleriyle eski bedenim dizi piyasasında bir müddet tutunmaya çalışmış, sonra jönlükten yan karaktere geçirilmiş. yan karakterde bir müddet oynadıktan sonra da diziden atılmıştı. eskiden sakin tavırları olan bir insan olarak bilinirken şimdi gazeteci döven bir yaradılışa sahipti. eski bedenimin gazeteci döverken öyle çok resmi vardı ki inanamadım. benim bedenimde kıvanç'ın psikolojisi bozulmuştu. işler kötü gidince islami bir kanaldaki talk show'a, şovun komiği olarak çıkmış bi dönem. en son kurtlar vadisi'nin bir bölümünde bir kere oynayıp, yine o bölümde vurulan adamı oynamıştı. bir daha da ekranlarda gözükmemişti. ben ise sürekli sevişiyordum. işlerim bok gibi gidiyor. yazılarımı okurlar da dergideki arkadaşlarım da bir türlü beğenmiyordu. hoş artık doğru düzgün arkadaşım da kalmamıştı ortada. erkekler beni kıskanıyor, kızlar ise sadece sevişmek için yaklaşıyordu. çok mutsuzdum, hüzünbaz sevişmeler dedikleri bu olsa gerekti. yolumu kaybetmiştim, dengemi kaybetmiştim, bilincimi kaybetmiştim. amacımdan sapmıştım. masada saatlerce oturup yazı yazmak çok anlamsız geliyordu. ama işti bu ve yapılması gerekti. kıvançlığımı dizginlemek için eskisinden daha çok oturdum masada. kız arkadaşımla ayrıldım. ulrike'yle arada bir seviştim. artık hep dergideydim, sigarayı da arttırmıştım. arkadaşlarıma “bakmayın benim yeni bedenime, ben yine eski umut'um. yine aranıza alın beni. çözülsün aramızdaki buzlar” ana temalı bir konuşma yaptım ve tekrar onlarla çoşkuyla çalışmaya başladım. eskiden dergide bir gece sabahlıyorsam artık dört gece sabahlıyordum. sürekli eskiz yapıyor, bir şeyler okuyor, muhabbet ediyor, çay içiyordum. köşelerim düzelmeye başlamıştı çalıştıkça. ne kız arkadaşımı ne de ulrike'yi özlüyordum. en büyük hazzı komik karikatür çizdiğimde alıyordum.

yine bir sabah dergiden çıkıp eve giderken, yolda onu, umut sarıkaya görünümlü kıvanç tatlıtuğ'u gördüm. alkollü gözüküyordu. beni görünce durdu. ben de durdum. şimdi alkollü adam konuçmayayım diyip iyi akşamlar dileyip yoluma devam ettim. arkamdan baktığını hissediyordum. arkama bakmaya korkuyordum. birden kösele ayakkabıdan çıkan adım seslerini duyunca koşmaya başladım. kara kuru gerçek kıvanç tatlıtuğ tipinden beklenmeyecek bir çeviklikle arkamdan küfrederek bir çita gibi koşuyordu ama benim bacaklarım daha uzundu. bir başkasının bedeninde kendi bedenimdeki bir başkasından kaçıyordum. bilinç yine bana umut sarıkaya'ya ait olduğu için mücadele etmeyi sevmediğim için bir yirmi metre kaçtıktan sonra adeta kaçan yorgun bi tavuk gibi yere çömdüm, gelip beni yakalamasını bekledim. geldi sanki kaçmıyormuşum gibi üzerime kapaklandı, beni yere yatırdı. yüzüme iyice baktı. “abi inan biliyorum ben de nasıl böyle bişey olduğunu, valla ben bişey yapmadım abi. bir sabah uyandım böyle olmuştum” diye kendimi savundum. kızarak susmamı söyledi. sonra yüzümü bedenimi uzun uzun izledi. ben de onun suratına baktım. belli ki biraz badi çalışmıştı, eski vücudum kendine gelmişti, ensedeki ve yüzdeki sivilcelerden ise eser yoktu. bana sert bir tokat atarak “ne yapmışsın lan sen ne yapmışsın oğlum sen” diye bağırdı. kıvanç'ın neden bahsettiğini anlayamıyordum. şoka girmişti herhalde kafamı kokladı, elini sarı saçlarımda gezdirdi. “ne yapmışsın oğlum sen bu saça neyle yıkadın kiloluk şampuanla mı yıkadın. şu dişlere bak taharet taşı gibi olmuş. ulan böyle mi verdik sana vücudu. üstün başın leş gibi sigara kokuyor. gözlerin feri gitmiş” diye veryansın etti. “abi dergi sonrası normaldir. bir uyuyayım, banyo yapayım o zaman gör sen beni. akıl alyıorum akıl. sen gönlünü ferah tut. bedenin emin ellerde” dedim.“boşver şimdi onu bunu bu beladan nasıl kurtulacağımızı biliyorum. tut ellerimi ve gözünü kapatıp üç kere “tatlıtuğ gücü” de benimle beraber, o zaman eskiye döneriz” dedi. “abi bırak allah aşkına o ne öyle. çocuk gibi yol ortasında yapılacak şey mi o. biraz olgun ol. hiç olur mu öyle şey” dedim. “söyleyeceksin ulan” diye gırtlağıma yapıştı. yerde boğuşmaya başladık. kıvanç tatlıtuğluğu geç bulmuştum erken kaybetmeye niyetim yoktu. yerde birbirimize vurarak debeleniyorduk. “söyle söyle” diye bağırıyordu vurdukça. o sırada gelen bir yumrukla ön dişim kırıldı. dişim kırılınca kıvanç daha çok sinirlendi etimi cimcirerek söylemem konusunda ısrar etti. en sonunda el ele tutuşup üç kere “tatlıtuğ güçü tatlıtuğ gucu tatlıtu” diye bağırdık.kırılan dişim yüzünden güçlükle konuşarak “al işte söyledik abi. ne oldu gördün bişey olmadı. hala halıfleks gibi sımsıkı sert saçlarınla bana bakıyorsun. olan benim dişime oldu. ben eve gidiyorum.” diyerek eski bedenimi sokağın ortasında bırakıp eve gittim.

tipim kaymıştı. aynada uzun uzun kendime baktım. bedenim değişse de bilincim yine bana aitti ve gün be gün bedenimi kendisine benzetiyordu. ben eğer kendimi azıcık tanıyorsam o kırılan sapsarı dişi aylarca yaptırmayacaktım
(0)



82073 #3  #82073
bilinç bir çeşit arızadır. insanın kendine ait bir şey değildir. bilinç konumunu (temellerini) sürekli olarak karşısındakine göre belirleyen, sıkılan ve yer değiştiren huzursuz bir kafe müşterisi gibidir. kafede bulunma amacımız ise limonata içip kekimizi yemektir. bilinç kek ve limonatanın tadını almanızı engelleyen evrimsel bir arıza, hastalıktır.
(0)



Tümünü Göster [3]

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

fethiye escort dikmen uydu elektronik
Son Yapılan Yorumlar: