mustafa kemal atatürk'ün dini inancı

mustafa kemal atatürk'ün dini inancı

Tümünü Göster [3]

73842 #1  #73842
teist olmamakla birlikte tam olarak bilinmeyen.

--! spoiler !--
bizim devlet idaresindeki ana programımız, chp programıdır. bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. biz, ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz
--! spoiler !--

--! spoiler !--
benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir. Âdetâ halkı bir kapana kıstırırlar. benim halkım demokrasi ilkelerini, gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. batıl inançlardan vazgeçilmelidir. isteyen istediği gibi ibadet edebilir. herkes kendi vicdanının sesini dinler. ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır
--! spoiler !--

--! spoiler !--
türkler arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. arap dinini kabul ettikten sonra bu din, ne arapların, ne aynı dinde bulunan acemlerin ve ne de mısırlıların ve sâirenin türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. bilakis, türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanlarını uyuşturdu. bu pek tabii idi. çünkü, muhammed'in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. bu arap fikri, ümmet kelimesi ile ifade olundu. muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdular. bununla beraber, allah’a kendi milli lisanında değil, allah’ın arap kavmine gönderdiği arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. arapça öğrenmedikçe allah’a ne dediğini bilmeyecekti. bu vaziyet karşısında türk milleti birçok asırlar ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde kur'ân'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, türk milletince karışık, cahil hocalar ağzıyla ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan dini hırs ve siyasetlerine âlet ittihaz ettiler. bir taraftan arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan avrupa'da allah kelimesinin îlâsı (yüceltilmesi) parolası altında hıristiyan milletlerini idareleri altına geçirdiler, fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler.

ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek kuvvetli bir millet yaptılar. mısır'da belirsiz bir adamı 'halifedir' diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palas pâreyi hilâfet alâmeti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. gâh şarka, gâh garba veya her tarafa birden saldıra saldıra türk milletini, topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, allah’a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. millî duyguyu boğan, fânî dünya'ya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra Âhiret'te kavuşacağını vaat ve temin eden dinî akîde ve dinî his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mânî olamadı. bu feci manzara karşısında kalanlara kendilerinden evvel ölenlerin ahiret'teki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek Âhiret hayatına kavuşmak telkin eden din hissi, dünya'nın acısı duyulan tokadıyla derhal türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı. davetlileri türk düşmanları olan arap çöllerine gitti. türk vicdan-ı umûmîsi, derhal, yüzlerce asırlık kudret ve küşayişiyle (açıklıkla, ferahlıkla), büyük heyecanlarla çarpıyordu. ne oldu? türkün millî hissi, artık ocağında ateşlenmişti. artık türk, cennet'i değil, eski, hakîkî büyük türk cedlerinin mukaddes miraslarının son türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. işte din hissinin türk milletinde bıraktığı hatıra.

türk milleti, millî hissi dînî hisle değil, fakat insanî hisle yan yana düşünmekten zevk alır, vicdanında millî hissin yanında insanî hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle müftehirdir (öğünür). çünkü türk milleti bilir ki bugün medeniyetin şahrahında (büyük yolunda) müstakil ve fakat kendilerine muvâzî yürüdüğü umum medenî milletlerle keşifleri mütekabil insânî ve medenî münasebet, elbette inkişafımızda devam için lazımdır. ve yine malumdur ki türk milleti, her medenî millet gibi mâzînin bütün devirlerinde keşifleriyle, ihtiralarıyla medeniyet âlemine hizmet etmiş insanların, milletlerin kıymetini takdir ve hatıralarını hürmetle muhafaza eder. türk milleti, insaniyet âleminin samimi bir ailesidir.

türk milleti en eski tarihlerde meşhur kurultaylarıyla, bu kurultaylarında devlet reislerini intihap etmeleriyle demokrasi fikrine ne kadar merbut olduklarını göstermişlerdir. son tarih devirlerinde türklerin teşkil ettikleri devletlerde başlarına geçen padişahlar, bu usulden ayrılarak müstebit olmuşlardır.

kralların ve padişahların istibdadına dinler mesnet olmuştur. krallar, halifeler, padişahlar etraflarını alan papazlar, hocalar tarafından yapılmış teşviklerle, ilâhî hukuka istinat etmişlerdir. hâkimiyetin, bu hükümdarlara allah tarafından verilmiş olduğu nazariyesi uydurulmuştur. buna göre, hükümdar, ancak allah’a karşı mesuldür. kudret ve hakimiyetin hududu din kitaplarında aranabilir. ilâhî hukuka mütenit bir mutlakıyet kaidesi önünde demokrasi prensibinin ilk aldığı vaziyet mütevâzîdir. o, evvela hükümdarı devirmeğe değil, onun yalnız kuvvetlerini tahdîde, mutlakıyeti kaldırmağa çalıştı. bu çalışma 400-500 sene evvelinden başlar. evvela kuvvetin milletten geldiği ve kuvvete gayrı muktedir bir ele düşerse iştirak etmesiyledir.
--! spoiler !--

--! spoiler !--
hürriyet insanın düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir. bu tarif hürriyet kelimesinin en geniş manasıdır. insanlar bu manada hürriyete hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. çünkü malumdur ki insan, tabiatın mahlukudur. iptidai insanların, tabiatın her şeyinden, gök gürültüsünden, geceden, taşan bir nehirden ve vahşi hayvanlardan ve hatta birbirlerinden korktuklarını biliyoruz. ilk his ve düşüncesi korku olan insanın her düşünce ve dileğinin mutlak surette yapmaya kalkışmış olması düşünülemez. iptidai insan kümelerinde ata korkusu ve nihayet büyük kabile ve kavimlerde ata korkusu yerine kaim olan allah korkusu insanların kafalarında ve hareketlerinde hesapsız memnular yaratmıştır. memnular ve hurafeler üzerine kurulan birçok âdetler ve an'aneler, insanları düşünce ve harekette çok bağlamıştır, o kadar ki düşünce ve hareket serbestisi gibi bir hak mefhum malum olmamıştır. cemaatlerin başına geçebilen adamlar, cemaati allah namına idare ederdi.
--! spoiler !--

--! spoiler !--
evet karabekir, arapoğlunun yavelerini türk oğullarına öğretmek için kur’ân’ı türkçeye çevirttireceğim. ve böylece de okutacağım. ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler
--! spoiler !--

--! spoiler !--
insanlar ilk devirlerinde pek acizdi. kendilerini koruyamıyorlar, hiçbir hadisenin de sebebini bilmiyorlardı. kendilerini koruyacak bir kuvvet aradılar. nihayet insanlık vicdanında bir kuvvet yarattı. o da işte allah'tır. her şeyi ondan istediler. hastalıktan, felaketten korunmayı hep allahlarından istediler. fakat modern çağlarda insan her şeyi ancak toplumdan bekledi. her şeyin koruyucusu insan cemiyetidir. bizi koruyan, refah içinde yaşatan toplumdur
--! spoiler !--

--! spoiler !--
muhammed, mekke’de, müşriklik muhitinde ve tesirinde büyümüş olmasına rağmen dini meseleler ve dini düşünceler, pek derin bir surette, zihnini işgal ediyordu. muhammed 40 yaşına geldiği zaman vatandaşlarını, kendinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı yeni bir dine davete başladı. muhammed’in dâvet ettiği bu dine islam denilmiştir
--! spoiler !--

--! spoiler !--
muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba kur’an denir. bu esasları ihtiva eden cümlelere ayet, ayetlerden mürekkep parçalara da sure derler. islam an’anesinde bu ayetlerin muhammed’e cebrail adında bir melek vasıtası ile allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur.

muhammed birdenbire 'allah’ın resulüyüm' diye ortaya çıkmamıştır. o, arapların ahlak ve âdetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur.

vahiy insanda fikir olarak doğmaz ve bir insan hiçbir şekilde vahiy almaya karar veremez. bir insanın kendisinde vahiy fikrinin doğması, ancak çevresine böyle bir telkinde bulunarak insanlar üzerinde etki sağlamaya çalışması fikrine kapılması şeklinde açıklanabilir. burada da muhammed’in aynı kavram içinde bulunduğu çok açık bir şekilde belirtilmektedir. tenha yerlere çekilerek, yıllarca tefekkürden kastedilen hira dağında geçirdiği zamandır.

vahiy ilham fikri muhammed’den evvel de araplarca meçhul değildi. bütün iptidai kavimler gibi, araplar da, şairlerin akıl erdiremedikleri kuvvetlerden ilham aldıklarına inanırlardı. bu kuvvetler araplar için cinlerdi. cinler güya, kahinlere gaipten haber vermek kudretini ilham ederlerdi. bu nevi itikatlar arabistan’da her zaman o kadar canlı ve derin olmuştur ki, muhammed dahi cinlerin vücuduna samimi olarak inanmıştır.

araplar şairleri bir kahin gibi telakki ederlerdi. muhammed’in musa, isa dinlerine dair öğrendikleri de, kendisinde bu itikadı kuvvetlendirmiştir. bu peygamberler de melekler vasıtası ile ilham aldıklarını söylemişlerdi.

muhammed, uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu. bununla beraber kendisini tahrik eden kuvvetin tabiat fevkinde bir mevcudiyet olduğuna samimi surette kani idi. muhammed’i harekete getiren ilk amil bu samimi heyecanlar olmuştur
--! spoiler !--

--! spoiler !--
muhammed’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok eski rivayetler vardır. bunlar artık efsanelere karışmıştır. hakikatte peygamberin ilk söylediği kuran ayetinin ne olduğu malum ve belki de mazbut değildir. kuran sureleri muhammed’e açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdi. muhammed’in söylediği sureler uzun bir devirde dini düşüncelerinin ürünü olmuştur. muhammed, bu surelere birçok çalıştıktan ve incelemeler yaptıktan sonra edebi şeklini vermiştir
--! spoiler !--

--! spoiler !--
arabistan'ın muhtelif yerlerinde insan heykellerinden ve nebat resim ve suretlerinden ibaret ağaçtan ve taştan putların muhafazasına mahsup yerler vardı. muhammed'in neş'et etmiş olduğu mekke'deki kabe denilen mabet bu yerlerin en büyüklerinden idi. ibrahim oğlu ismail ile birlikte kabe'yi bina etmişlerdi. cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mücella olan haceriesved'i getirmişti, bu taş sonradan günahkarların ellerini sürmelerinden dolayı kararmıştı. bunların hepsi, bittabi sonradan uydurulmuş masallardır
--! spoiler !--
(0)



73846 #2  #73846
her halükarda inançlı ve içten insanlara saygı duyduğunu biliyoruz. kendisi inançlıdır veya inançsızdır, bunun bir önemi yok.

...... alıntı ......

kimse onun kadar güzel allah diyemez.
atatürk çok dindar degildi ,yanında calıstıgım sürece namaz kıldığını
görmedim.
bazen mevlüt dinledigi olurdu,
mevlitin miraç bölümümde "göklere çıktı mustafa "denince gözleri yaşarırdı

bir gün sofrasında peygamberlerle ilgili konu acılmısti
atatürk elini masaya indirerek :
bu bahsi kapatın peygamberleri küçültmek isterseniz kendiniz küçülürsünüz dedi

bence allaha inanıyordu .onu çekemeyenler dinsiz yakıştırmasını yapmıştır,
bazen yanlız kalınca öyle bir allah derdi ki ,
kimse onun gibi allah diyemez.
bir yaz aksamı sabaha kadar süren bir yemek sabahı,
manevi kızlarından nebile hanım sofrada sabah ezanı okumuştu
atatürk ün başını yukarı kaldırıp ,yanaklarından yaş süzüldügünü gördüm.
bir gün sofrasındakilere dönüp:
bana allahin büyüklüğünü anlatırmısınız?
çoğu ipe sapa gelmez bir seyler söyledi.atatürkte söyle cevapladı,
hepiniz tanrı yı ayrı ayrı görüyor ve büyütüyorsunuz.
anlaşılan allah, herkesin kafası kadar büyüktür.
(0)



73847 #3  #73847
türkiye'nin neden muassır medeniyetler seviyesine ulaşamadığının ve ulaşamayacağının kanıtı konu...

muassır medeniyetlerde insanların inançları veya inançsızlıkları tartışılmaz; bilim, felsefe ve sanat tartışılır.
(0)



Tümünü Göster [3]

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

bursa escort fethiye escort kuşadası escort sinema izle dikmen uydu elektronik
Son Yapılan Yorumlar: