nuh tufanı

nuh tufanı

Tümünü Göster [5]

14958 #1  #14958
tüm mitolojiler ve dinler bu antik bilinçaltındaki kahramana kendi lisanları doğrultusunda bir isim vermişlerdir.
mitoloji ve din kitaplarıyla az da olsa haşır neşir olmuş kişiler bilirler ki; dünyada çok büyük bir felaketin gerçekleşmiş olduğuna dair hemen hemen tüm uygarlıkların antik bilinç altına kazınmış bir bilgi vardır. bu antik bilinçaltının maya’lara ait kısmı 2012’den sonra modern dünyamızın beklediği felaketlerle ilgilidir. tüm mitolojiler ve dinler bu antik bilinçaltındaki kahramana kendi lisanları doğrultusunda bir isim vermişlerdir. ibraniler bu gizemli şahısa nóah, araplar nuh ismini vermişlerdir. tevrat’da, incil’de ve islamiyet’in kutsal kitabı kuran-ı kerim’de bu şahsın bir peygamber olduğu ve büyük bir felaketten insanlığı kurtardığına dair bilgiler vardır.
incil’de matta 24, luka 17-27, petrus 3,20, ikinci petrus 2, 5 de bu kişi ilgili pek çok bilgi mevcut iken, kuran-ı kerimde nuh suresinde apaçık ismi ile nuh peygamber hakkında bilgi edinmek mümkündür. sapkınlığa uğrayan bir ırkın tanrı tarafından cezalandırılacağı bilgisini önceden haber alan ve yine tanrı’nın arzusu üzerine de büyük tufandan kurtaran nuh peygamberden nuh suresinin ilk 2 ayetinde şöyle bahsediliyor.
1. şüphesiz biz nûh'u, kavmine, "kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar" diye peygamber olarak gönderdik.
2. nûh şöyle dedi: "ey kavmim! şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
nuh peygamber, neredeyse üç büyük kitabın hem fikir olduğu şekilde insanlığa aksettirilmiştir. kuran-ı kerim’deki nuh süresi haricinde ibrahim, isra, şuara, saffat, kaf gibi pek çok sürede de kendisinden bahsedilmektedir.
kimilerine göre ad ve semud veya tevrat’a göre de lut kavminin uğradığı bir felaketten insanlığı kurtaran bir şahıs olarak bilinir. semud kavmi, kur'an-ı kerim'de adı geçen ve hicaz ile suriye arasında vadil-kura'da yaşamış eski bir arap kabilesidir.
“o zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar. sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. haberiniz olsun; semud (halkı) gerçekten rablerine (karşı) inkâr etmişlerdi. haberiniz olsun; semud ( halkına allah'ın rahmetinden ) uzaklık (verildi.) (hud suresi, 67-68)
yazımızın konusu nuh peygamberin bir peygamber olup olmadığıyla değil, onun, dinler ve mitolojiler içinde kim olduğuyla ilgilidir. çünkü nuh efsanesi pek çok tek tanrılı din öncesi antik hikâyelerde de mevcuttur.
dünya üzerinde 19 antik kavmin, 7 ana bölgenin, 39 ayrı dilin ortak kabul ettiği bir efsanedir nuh'un hikayesi. nuh'a ibraniler nóah, hintliler manu, çinliler a-zie, sümerler ziusudra, babilliler utnapiştim, akadalılar atra-hais, yunanlılar kendi mitlerinde deucalion (ve sümer mitindeki kral figürüne xisuthros), aztekler ise tapi demişlerdir.
bu efsane, güney afrika’dan güney amerika’ya ve çin’e; polinezya, özellikle de hawaii’nin huna (sır) sisteminden avustralya’nın aborijin inançlarına kadar her zaman karşımıza çıkmıştır. bize yakın bir bölge olan orta doğu’daki gılgamış destanında, ziusudra’nın hikayesi 3 büyük dinde geçen hikayeyle aynıdır. ilgilenenler, ülkemizin ve dünyanın en ciddi sümerolog’u ve araştırmacısı olan muazzez ilmiye çığ hanımefendinin kitaplarında veya samuel noah kramer’in tarih sümerle başlar eserinde çok değerli bilgiler bulabilirler. ayrıca sümer mitolojisindeki gılgamış destanını da inceleyebilirler. bu anlamdaki bilgiler taş tabletlerden edinilen arkeolojik çözümlerin sonucudur. ilginçtir ki, gerçek astroloji ve astrolojik bilgi de sümer tabletlerinin açıklanması sonucu ortaya çıkmıştır.
önce şöyle bir gılgamış destanına bakalım. ölümsüzlüğü arayan bir karakterdir gılgamış. en sevdiği dostu enkidu’nun ölümü sonrası ölümsüzlüğü bulmaya çalışmış ve tufandan kurtularak ölümsüzleşen ziusudra’yı (utnapiştim) bulmak için maceralar yaşamıştır.
sonunda ölü deniz’i geçerek tilmun adasına ulaşır. ziusudra’nın ve karısının yalnız yaşadıkları adaya geldiğinde ziusudra kendisinin 950 yaşında olduğunu söyler ve yaklaşık yarım asır önce yaşadığı tufan hikayesini gılgamış’a anlatır. tanrıça ea ona tufan olacağını haber vermiş ve ziusudra ailesini de yanına alarak bir gemi inşa etmiştir. uzun süren tufandan sonra enlil tufanı durdurmuş ve geminin nisir dağına oturmasını sağlamıştır. bütün hikaye sevdiğini ölüler diyarından geri getirmeye ve kendine de ölümsüzlük edinmeye çalışan gılgamış’ın, manevi ölümsüzlüğü aramakta olduğunu fark etmesi ile son bulmaktadır.
son 3 tabletin bulunamaması nedeni ile bazı bilgiler ne yazık ki tamamlanamamıştır. bilinen odur ki, bu destan, gılgamış’ın ziusudra’yı bulması, yani manevi bilgelik ile ölümsüz olunabileceği üzerinedir. çünkü dünya üzerinde var olmanın kuralları vardır. tanrılar bu yüzden insan ırkına kızmışlar ve sapkınlıkları nedeni ile onlara ceza vermek istemişlerdir. insanlarının inançsızlıkları, birbirlerine sevgisizlikleri, tanrılara değer vermeyişleri, bazı kavimlerin ahlaksızlıkları ve sapkınlıkları onları çileden çıkartmıştır. bu sapkınlıkların boyutları bazen korkunç boyutlara ulaşmaktadır. araştırmalarda pek çok yerde karşımıza çıkar ki, bazı kavimler enlil’in gönderdiği melekleri bile taciz etmeye çalışmışlardır.
konunun vahameti hakkında pek çok şey söylenebilir. ancak bizi ilgilendirmesi gerekli olan önemli bir parçası var. o da, nuh ve tufanın, tüm kültürlerin anlatılarında ortak bir bilgi olarak bulunmasıdır. üstelik zaman ve mekan farklılıklarına rağmen.
(alıntı)
(0)



49712 #2  #49712
“nuh”un “tufan” öyküsü de, kendisinin “ne kadar yaşadığı”na ilişkin açıklama da “akıl ve bilim dışılık” için çarpıcı örneklerdendir.
din çevreleri, “nuh”u, “insanlığın ikinci atası” sayar. (birincisi: Âdem.)
kur’an’ın, her konuda ve her şey üstüne, sık sık ant içen, “ant”larıyla kur’an’ı dolduran “tanrı”sı, 6 kez de şöyle ant içer:
– “andolsun ki, nuh’u da toplumuna (peygamber olarak) gönderdik…” (bkz. a’râf 59; hûd 25; mü’minûn 23; ankebût 14; hadîd 26; nuh 1)
bu antlardan birinde, bir de açıklama yer alır:
– “andolsun ki, nuh’u toplumuna gönderdik. o, onların arasında, elli yıl eksiğiyle bin yıl kaldı (yaşadı). sonunda, onlar kendilerine yazık etmekteyken tufan kendilerini yakaladı.” (ankebût 14) “elli yıl eksiğiyle bin yıl”ın ne demek olduğu belli: “950 yıl”. kur’an yorumcuları, burada anlatılmak istenenin şu olduğunu yazarlar:
– nuh’un, tufandan önceki yaşamı 950 yıldır.
ve nuh’un “tufandan sonra” da şu kadar, bu kadar yaşadığından söz ederler. yazdıklarına göre, nuh, “tufandan sonra”; 60 yıl daha yaşamıştır. kimine göreyse nuh’un toplam yaşamı daha çok:
-1300 yıl.
-1400 yıl.
yorumlar böyle. (bkz. “tefsir”ler, örneğin: taberi, 10/87; tefsiru’n-nesefî, 3/252.)
oysa, muhammed’in ya da öğretmenlerinin, bu öyküyü aldığı kaynağa, tevrat’a bakıldığında sorun çözümleniyor:
– “ve nuh’un bütün günleri (ömrü), 950 yıldı…” (tevrat, tekvin, 9: 29)
“950 yıl”ın nereden çıktığı, böylece anlaşılıyor. tevrat’taki anlatımla kur’an’daki anlatım değişiklikleri hep olur; buradakini de yadırgamamak gerekir.
kur’an’daki ayette, “dokuz yüz elli” denecekken, niçin “elli yıl eksiğiyle bin yıl” deniyor?
kur’an yorumcuları, bu soruya şu karşılığı verirler:
– eğer doğrudan “dokuz yüz elli yıl” denseydi, yıl sayısında “kesinlik olmadığı” düşünülebilirdi. yıl sayısının kesin olarak bu kadar olduğu bilinsin diye, “elli yıl eksiğiyle bin yıl” anlatımı seçilmiştir. (bkz. zemahşeri, keşşaf, 3/371; f.râzî, 25/41-42; tefsiru’n-nesefi, 3/252.)
iyi ama, insan bu kadar yaşayabilir mi? yani hangi dönemde olursa olsun insanın bu kadar yıl yaşamış olduğu düşünülebilir mi?
kur’an yorumları da, buna “tıp dünyası”nın “evet” demeyeceğini kabul ediyorlar. ne var ki yine de bunun olabileceğini tıbbın kabul etmediği şeyi “aklın kabul edebileceğini” savunuyorlar. ve “ayrıca şu da bilinmelidir ki, en çok 120 yıl olabileceği söylenen ömür, tabiî (doğal yaşamdaki) ömürdür; buradaki ömür (nuh’unki) ise, ilâhî (tanrı vergisi) bir ömürdür…” diyorlar. (bkz. f.râzî, 25/42.)
yani gerçekte, “insan aklı”nın ve “bilim”in hiçbir biçimde “olur, olabilir” demediği şey için kur’an yorumcuları “olabilir”, “olmuştur” diyorlar. böyle diyorlar, çünkü kur’an’da var.
“tufan” öyküsüne gelince:
“nuh tufanı”, kesinlikle bir “efsane”(söylence)dir
“tufan” öyküsünü hemen herkes bilir. kur’an’ın anlattığı, özet olarak şöyle:
nuh, toplumuna sürekli uyarılarda bulunur; tanrı’nın buyruklarına karşı gelmemelerini, tanrı’ya inanmalarını ve gereğine göre davranmalarını ister; yoksa tanrı’nın kendilerini cezalandıracağını bildirir. ama toplumu, nuh’un öğütlerine aldırmaz. tanrı cezalandırmaya, “nuh toplumu”nu dünya çapındaki suda boğmaya karar vermiştir, ancak, nuh’u ve “aile”sini kurtaracaktır. bunun için nuh’a, bir “gemi” yapmasını, günü gelince de “her cinsten bir çift”i ve “inananlar”ı gemiye almasını buyurur. “tanrı’nın dediği olur. gemidekiler kurtulur, öbürleri boğulur. sonunda gemi, bir dağa (cûdî) oturmuştur… bu öykü, kur’an’ın birçok yerine serpiştirilmiştir, (özet için bkz. hûd, ayet 25-47)
bu öykünün kaynağı: tevrat. tevrat’ta ayrıntılar da var. “ve tanrı nuh’a şöyle dedi: tüm insanlığın sonu geldi. çünkü onlar nedeniyle yeryüzü zorbalıkla doldu, işte ben, onları, yeryüzüyle birlikte yok edeceğim. kendine ‘gofer’ ağacından bir gemi yap…” diye başlar, sürüp gider. (bkz. tevrat, tekvin, 6: 13-22; 7-9.)
ve tüm araştırmacılar, tevrat’taki bu öykünün kaynağının da “sümer tufan efsanesi” olduğunda birleşirler. tevrat’tan bin yılı aşkın bir zaman öncesinin ürünü olan “gılgamış destanı”. “nuh’un bu “efsane”deki adı: “utnapiştim (ut-napishtim)”dir (karşılaştırmak için bkz. gılgameş destanı, çev. m. ramazanoğlu, meb yayınları, istanbul, 1989, s.80-85.). “nuh tufanı” öyküsünün, gılgamış destanı’ndan alınma olduğunu, araştırmacı “ilahiyatçılar” da kabul etmek zorunda kalmışlardır. ilahiyatçı “dinler tarihi müderris muavini” a.hilmi ömer, bu konuya ayırdığı, gerçekten çaplı incelemesinde, gerçeği açık seçik yazmıştır. (bkz. a.hilmi ömer, tufan hikayesi, ilahiyat fakültesi mecmuası, istanbul, 1932, yıl: 5, sayı: 23, s.53-64sayı: 24,s. 33-45.)
(2000′e doğru 18 şubat 1990, yıl 4, sayı 8)
turan dursun, din bu 1, sayfa 204-209
(0)



80340 #5  #80340
gerçek olma ihtimali pek olmayan hede

küresel tufan senaryosunun tonla mekanik sorunu var zaten. dünyada bu kadar su olmamasını geçtim eğer insanlık ve hatta bütün hayvanat sadece bir gemi yolcularından geliyorsa genetik olarak şimdikinden bile inanılmaz bir bottleneck ortaya çıkması lazım ki bu da yok.

yerel tufan senaryosunun da bir ton sorunu var. "gemi cudi dağı'na oturdu"..cudi dağı dediğimiz yer 2000+ metre. aslında tufan lokal oldu diyenler işin mekanik kısmını anlatsalar fena olmayacaklar..

"ama karadeniz'in genislesmesi lokal tufan senaryosunu doğruluyor"
(bkz: black sea deluge hypothesis)

çok da değil...hikaye su..1997'de colombia üniversitesi'nde iki deniz jeoloğu su modeli ortaya attılar. bundan yaklaşık 10,000 sene önce karadeniz göldü ve çok daha ufakti. ancak buzul çağı bitip eriyen buz suları akdeniz'i 60 metre yükseltince akdeniz'in suları o güne kadar adeta bir baraj kapağı olan boğazlardan taşıp karadeniz'e döküldü. bu öyle bir dokulmeydi ki karadeniz'e her gün 200 niagara şelalesi kuvvetinde su geliyordu. bu gelen sular sebebiyle 70,000 km2'lik alan sular altında kaldı. ancak sonraki çalışmalarda deniz suyunun 5-10 metre arasında yükseldiği ve sular altında kalan alanın 2000km2 olduğu söylendi.
Noah's Not-so-big Flood

işin bir başka boyutu da bu su akıntısının ani olduğuna dair bir delil de yok. basit bir mantıkla buzların aniden erimediğini söyleyebiliriz elbette de tufan tarzı ani bir akıntı olsaydı tatlı su canlılarına ait en eski fosillerle tuzlu su canlılarına ait en yeni fosillerin yakın zamanlı olmasını beklerdik, değil mi?

ama işte değil..en genç tatlı su fosilleri 7500 yıllık, en yaşlı tuzlu su fosilleriyse 6800 yıllık. dolayısıyla lokal tufan iddiasını ciddiye alsak bile “tufanın” 90-150 günlük değil 700 yıllık bir hikaye olduğunu söylüyor.

daha genel çerçeveye gelirsek
tevrat'in yazıya dökülüşü babil sürgünü civarlarında. milattan önce 7'inci yüzyıl. yani hz. musa'nin yaşadığı iddia edilen (ki kendisinin yaşadığına dair en ufak bir delil yoktur) dönemden 500-600 sene sonra ki nuh musa'dan 1500-2000 sene önce. dolayısıyla eski peygamberler tarihsel kisiliklerse de haklarında tevrat (ve kuran diyelim) dışında bir kaynak yok.

bizim bildiğimiz anlamda tarih anlayışı çok sonradan ve yunanlar tarafından icat edilen şey. yahudiler de bu konsept yok. tarih daha çok bugünkü bir kitleye mesaj vermek amacıyla yazılan hikaye için bir context. yani nuh'un ya da diğer peygamberlerin hikayelerini uyduranların derdi tarihsel bir olayı kaydetmekten ziyade o dönemki yaşayanlara birşeyler anlatmak. nasıl hiçbirimiz türklerin gerçekten demirden bir dağı erittigini, kurtlardan turedigine inanmıyorsa bu hikayelere de biraz böyle bakmak lazım.

aslında işin geyik tarafı da su..modern bilimden çok daha önce, erken dönem hristiyan azizler arasında "yahu bu tevrat'ta anlatılan peygamber kissalarini tarihsel olaylar yerine ahlaki ve teolojik dersler çıkarılması gereken alegoriler olarak almalıyız" diyenler çıkıyor.

"falanca millette de aynı destan var"
1) genelde bu "aha aynı hikayeler" dediğimiz benzerliklerin çoğunda detaylara girince çok daha büyük farklılar ortaya çıkar
2) monomyth/ hero's journey

büyük bir selle insanlığa reset atılması bağımsız kaynaklarca benimsenmiş hoş bir alegori olabilir...
izlediğimiz pek çok filmde aslında önemli bir adam olduğunun farkında olmayan kahramaniz gönülsüz olarak başladığı yolculuğa süper güçlere kavuşmuş olarak geri döner ya. ha işte öyle düşünün.

artı motivasyonlar da farklı olabilir.
buna şöyle bir örnek verebilirim. isa'nin bakire doğumunu düşünün. şimdi diyebilirsiniz ki "ya çeşitli mitolojilerde bakireden doğan 1000 tane adam var".
ama detaylara girdigin zaman herkesin bakire doğumu bir değil..
ikincisi incilleri yazanlar ortadoğu karşılaştırmalı mitolojileri alanında doktora yapan tipler değillerdi ki. artı bu adamlar incilleri yahudileri isa'nin kafir olmadığına inandırmaya çalışmak için yazdılar, niye pagan dinlerden hikaye araklasinlar?

hipotez su...bir kere bu nasıl bir bakire doğum ki havarilerden hiçbiri isa'nin bakireden doğduğunu bilmiyor. paul'un falan da haberi yok. en erken incil olan mark'ta da bakire doğum geçmiyor. ama eski ahit'te diyor ki "mesih davut'un kentinden çıkacak ve bir almah'tan doğacak"
davut'un kenti beytüllahim..isa herkesin bildiği gibi nasirali. çözüm..olmayan bir nüfus sayımı uydurarak marangoz yusuf'u karnı burnunda nişanlısı meryem'i alarak kütüğünün olduğu beytüllahim'e götürmek.
almah ne? almah ibranice de genç kız demek. türkçemizde olduğu gibi bu kızların bakire olması şart değil.
dolayısıyla matta ve luka incillerini yazanlar artık her kimseler bakire doğum olayını horus'tan aldılar demek yerine ibraniceden yunanca'ya yapılan salak bir çeviri hatası hipotezi çok daha olası
(bkz: septuaginta)
(0)



Tümünü Göster [5]

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

bursa escort fethiye escort kuşadası escort sinema izle dikmen uydu elektronik
Son Yapılan Yorumlar: