sözlükçülerin başından geçen paranormal olaylar

sözlükçülerin başından geçen paranormal olaylar

Tümünü Göster [11]

14117 #1  #14117
bundan birkaç yıl öncesine kadar oturduğum, new york loft tarzı eski evime musallat olan esrarengiz bir varlıktan epey çektim. şimdi doğruya doğru, bu varlığın -cin midir, ruh mudur, hortlak mıdır, her ne karın ağrısı ise- bana direkt olarak bir şey yaptığı olmadı ama, dolaylı olarak sikti belamı. mesela evdeki bütün ampulleri rastgele patlatıyordu bu amcık hoşafı. dünyanın parasını döktüm ampul değiştirmeye. eve bir sürü elektrikçi çağırdım, bütün elektrik tesisatına baktırdım, hiç biri de bir bok bulamadı.

doğaüstü olan şey, bu bu elemanın varlığı değil, bunu ne şekilde öğrendiğim. yalan borcum yok, isteyen inanır, istemeyen inanmaz, ben bunu ortalığa yazayım da, belki burada okültizmi, haunting vs işlerini falan benden daha iyi bilen biri çıkar, bu varlığı def etmenin yolunu gösterir falan. neyse anlatalım hikayeyi şimdi. böyle şeylerden tırsanlar, üç harfliler beş harfliler diye gezenler lütfen okumasın, gitsin başka bir başlığa, sonra korkudan kafayı çizip bana küfür etmeyin.

olayın geçtiği ev 1950'lerden kalma eski bir bina, bir zamanlar giyim mağazası imiş, birkaç sene metruk kalmış, evsizler falan kalıyormuş burada. sonra dallas'lı birkaç hödük yatırımcı bunu almış elden geçirmiş, lüks loft daireler haline getirmişler. binada herkes milyoner, en fakir en çulsuz ben oluyorum. benim daire de stüdyo tarzı, ama tipik stüdyolara göre geniş bayağı, ayrı bir yatak odası var, kapısı yok yatak odasının, ayrı bir oda gibi dizayn edilmiş. yüksek, siyah, her tarafında borular morular olan böyle industrial chic tavanlar var 12 feet. yatak odasında da asma kat var. bu asma kat odanın yarısını falan kaplıyor.

bundan 4 yıl kadar önce midsummer bayramı için eve pagan arkadaşlar misafir gelmişti, balkonda barbekü, yapıyoruz falan.bunlardan bir tanesi, robert diye benim bir kanka, aklı beş karış havada, druid bir herif. bu robert, bir ara yok oldu ortadan. neyse biz o zamanki ev arkadaşım olan hatunla yemekleri pişirmişiz servis edeceğiz. neyse eleman geldi, benim yatak odasından çıktı (ne işi varsa artık orada) suratı bembeyaz. millet hey nerde kaldın falan dediler, bu kimseye tek kelime demeden doğru balkona gitti. benim ev arkadaşı da arkasından. millet ne oluyoruz falan diye birbirine bakıyor. birkaç dakika sonra hatun geldi. hadi siz yemeğe başlayın. robert kendini iyi hissetmiyormuş, biraz hava alması lazım, siz takılın. ben de ona bakacağım, gelirim ben de 10 dakikaya kadar.

neyse gitti hatun balkona. ben anladım bir boklar dönüyor. neyse yemekler bitti, robert geldi, millet soruyor ne var, ne oldu? yok bir şey diye geçiştirdi bu. biz de ısrar etmedik. millet gittikten sonra bu bizim ev arkadaşı hatuna sordum, ne iş? ne oldu bu adama durduk yerde? hatunun el cevap, benim yatak odasının tavanında, tam o asma katın bittiği yerden duvara kadar olan kısımda çok karanlık, son derece negatif bir varlık varmış. bizim robert her boka burnunu sokmaya çok meraklı olduğu için, bu varlığı sezince gitmiş, kurcalamış. varlık da bunu ele geçirip cinnet getirttirmeye kalkmış.

sonra elemanı ertesi gün gördüğümde kendisi de anlattı bunu, aynen. dediğine göre bu varlık çok ama çok karanlık, son derece primitif bir şeymiş. bildiğimiz cin, peri gibi insana yakın, akıllı bir varlık değil de, bilinçaltı seviyesinde, primordial, canavarsı bir şey yani. bizimki bununla iletişim kurmaya yeltenince, vantuz gibi girişmiş buna, varlık. kafasını vahşi, negatif, cinnet şeylerle doldurmuş -ki bu eleman tam bir merhamet abidesi, karıncayı incitmeyen, ağaçlara tapınan, yaralı hayvanları sokaklardan toplayıp iyileştiren biridir- bizimki kendini odadan dışarı zor atmış. yaratık buna odadaki millete saldırıp boğazlama dürtüsü vermiş, herif zor kaçmış cinnetten. balkona gidip orada meditasyon yapmış kendine gelmek için.

bu robert biraz abartmayı sever, bu yüzden ben çok ciddiye de almadım açıkçası bunun anlattıklarını. böyle bir varlığın orada olduğunu da hissetmedim. o evde senelerce yalnız yaşadım, ev arkadaşı almadan önce. böyle bir varlık, haunting falan hissetmedim açıkçası.

oturup düşündüm, bu iş bir ihtimal gerçekse, ben bunun varlığını hissedip de dikkat etmemiş miydim acaba? bu evden nefret ederdim ve burayı hiçbir zaman evim olarak görmedim. yatağa gidip yatasım da olmazdı, genelde sabahın körüne kadar salonda oturur, ancak uykudan geberince gidip yatardım. belki de bu ecinni midir, ne karın ağrısıysa, beni oradan uzak tutacak negatif enerji salıyordu ortama. ya ben onun yüzünden evi sevmedim, ya da o benim evi sevmememden beslenip palazlandı. böyle kafamda senaryolar üretiyorum, bu varlığın ne olabileceğine dair.

neyse, gece yarısı oturdum, bütün ışıkları kapattım, robert'in tarif ettiği yerin tam altına bağdaş kurdum oturdum, siyah ufak bir mum yaktım. bu yaratıkla iletişim kurmaya çalışıyorum. ne istiyorsun kardeşim, derdin nedir? negatif enerji istiyorsan seni onun kralını bulacağın yere yollayayım. nedir derdin, seni kim yolladı? yoksa buranın asıl sahibi misin?

bir cevap gelmedi tabii. robert yarı-medyum bir tipti, hayvanların dilinden anlardı, insanların auralarını falan görürdü, böyle şeylere hassastı, alıcı medyum gibi birşey yani. bende bu derece medyumluk olayı yok, ama ne bileyim bu bela yaratığın benle varsa bir derdi, kendini bir şekilde belli etmesi lazım (mantığa bak....) ben böyle kafa patlatırken, mum birisi üflemiş gibi sönüverdi. iyi, öyle olsun dedim. gittim zıbarıp yattım. herifçioğlunun tepemde çöreklenmiş olması falan umurumda olmadı. sinir olmuştum biraz da, arkadaşa kendini gösterip mekanın sahibi olan bana nanay yapmasına.

ertesi gün bunu def etmek için sağlam bir ayin yaptık. evin her yerini iyice bir tütsüledik, yerlere tılsım tozları döktük, camları iksirlerle sıvadık. eve musallat olan şeyi def ettik ama derdi bitmedi. daha bir sürü negatif şeyler oldu. ben bu evde artık yapamadım, taşındım bir arkadaşın yanına, satışa çıkardım evi. millet geliyor, bakıyor, kimse teklif vermiyor. bir gelen bir daha aramıyor sormuyor. fiyatı indirdik, yine aynı terane. kiralığa çıkardık, sinek avına devam. ulan biz bunu def ettik sanıyoruz ama bir yere gitmemiş, potansiyel alıcıları ve kiracıları kaçırıyor mudur nedir? diye de teori üretiyorum bir yandan.

neyse, bu olayın üzerinden 3 yıl falan geçti, ben geri taşındım buraya mecburiyetten, benim manita da yanıma taşındı. sonra artık bıktık usandık, bu mekan bekar yalnız biri için iyi de çift için pek müsait değil, fazla ufak. bu sefer buradan temelli olarak siktir olup gitmeye karar verdik. evi taşımaya yardıma arkadaşlar geldi. bunlardan biri, 1.5 saat mesafede, başka bir şehirde oturuyor, buraya daha ilk kez geliyor hayatında (biz onlara giderdik).

başladık, eşyaları kolilemeye. benim herifle diğerleri salonda, ben bu hatunla yatak odasında eşşek gibi çalıştık, bir sürü koli yaptık. birkaç saat sonra mola verelim dedik. çıktık balkona, sigaraları yaktık. hatun demesin mi, 'senin yatak odasının tavanında, asma katla duvar arasinda bir varlık hissettim. çok evil, çok karanlık bir şey. içime fenalık bastı orada koli yaparken, tepeden izliyor bizi o varlık'

hassssiktirrrrr!

şimdi bu hatun öyle büyüyle, ruhlarla, medyumlukla alakası olan biri değil. pagan falan da değil, katolik bir hatun. robert'i ve o gruptan kimseleri tanımıyor, uzaktan yakından alakası yok, başka şehirde oturuyor zaten. birbiriyle uzaktan yakından alakası olmayan, eve 3 sene arayla gelen 2 ayrı kişinin aynı şeyi bu kadar detayıyla tarif etmesine akıl, mantık dahilinde bir açıklama getirebilen varsa beri gelsin.

neyse, siktir olduk gittik buradan biz. evi de sonunda verdim kiraya, ama bu siktiğimin hortlağı kiracıyı da kaçırmaya kalktı. neyse ki kiracının yatırdığı yüklü depozitoyu kaybetmeye götü yemedi de, kontratı bitene kadar kalacak, lakin ikide bir email atıp kafa sikiyor, uyuyamıyormuş bir türlü. bütün huzuru kaçmış. e şimdi ben buna ne diyeyim, yatak odasının tavanında karanlık ruhlar var, git salonda yat mı diyeyim?

uzun lafın kısası, bu sikindirik orada yıllarca çöreklendi, ne yaptıksa def edemedik. müşterileri hep kaçırdı, kiracıların da kafasını sikti epey. varlığın ne olduğunu bilsek ona göre bir strateji yapacaz, hortlak desen değil, poltergeist desen değil, cin-peri desen hiç değil. sabit olarak bir noktada asılı duruyor. her ne kadar dolaylı olarak belamı sikmiş olsa da bana direkt olarak bulaştığı olmadı. en sonunda onu oradan def edecek bir ayin öğrenip yaptım, üstüne golden dawn banishment ritüellerinden budist chant'larına kadar her şeyi çorba yapıp koydum, siktir oldu gitti. evi kiraya verdim 2 yıl kadar, sonunda da sattım kurtuldum.

(2)



14145 #2  #14145
doğuştan bu işlerin içine çekilen bir insan için anlatması bile zor olabilecek olaylardır. misal; ben ne zaman o varlıkları (siz ne derseniz deyin, ben demon diyorum) sezmek istesem sezebilirim. ama bu çift taraflı işler. yani onlar siz tarafından algılanabilir olduklarında, siz de onlara görünür olursunuz. doğal olarak bu oldukça risklidir. en son; geçen yaz ailemin evindeyken çok kötü bir dönem geçiriyordum. çok karanlık hissediyordum içimi. öfke ve yalnızlıkla doluydum ve hepsinin bu hislerim tarafından çekildiklerini fark ettim. en sonunda bir tanesi beni etkilemeye çalıştı. kendime ait ufak vizyonlar görüyordum, yerde yuvarlanıp çığlık atarken, etrafımdaki her şeye saldırırken ve bunları gördükçe içimde bunları yapma dürtüsü oluşuyor gibiydi. sonra buna izin vermedim ve kurtuldum. ama o yorgunlukla kolumu kaldıracak halim kalmamıştı.
(0)



14148 #3  #14148
insanlığın atalarından genlerle aktarım sayesinde gelen ortak bilinçaltı kavramı olayı tutarlı bir çerçeveye oturtmuştur lakin yine de modern dünya açısından ucundan "paranormal" denebilecek aktivite de durugörü ve telepatidir. yaygındır... olaylar, nesneler ve canlılar arasındaki "nesnel" olmayan iletişim, kavrayış şekilleridir. hemen her insanda az da olsa bulunur. çok ileri yeteneklere sahip olanların yaşadıkları ise paranormal olaylar sınıfına rahatlıkla sokulabilir.
(0)



14149 #4  #14149
insanlara atalarından genlerle ortak bilinç altı geçmez, alışkanlıklar ve davranış kalıplarının ilk örnekleri sayılan arketipler aile tarafından yetiştirilen bireye nesiller boyunca aşılanır. bu bakımdan nesiller arası psikolojik yatkınlık ve benzerlikler kalıtımsal değil, sosyoloji bilimi çerçevesinde incelenmesi gereken unsurlardır. konuyla daha çok ilgisi olması bakımından:

(bkz: meme) hani şu internet mimleri, nesilden nesile aktarılan toplumsal doktrinler.

ön edit: bunun dışında insan beyni yıkanmaya çok elverişli bir olgudur diyebilirim.

insanların atalarından genlerle aktarım sayesinde gelen ortak bilinç altı durumunu her ne kadar inanmasam da kendi üstümde örnekleyerek ölçüp tartma yoluna gitmiş, büyük büyük büyük babamın -ki burada soyun ana'dan değil atadan gelmiş sayılması insanların ortak kültürünün ne kadar cinsiyetçi olduğunu gösteriyor öhm ne yapıyorduk kendi üzerimizde örnekliyorduk- 2000 küsur yıl önce ankara'da yaşayan bir galat olmasının düşünü kurdum. diğer kabile reisleri ile birlikte ptolemaios hanedanı için selevkos hanedanı'na karşı paralı olarak savaştığını düşlediğim sırada, o'nun bilinç altındaki öfkesi, affedemedikleri, karısıyla kavgası, umutları ya da özlemleri, genetik olarak bana mı geçti diye düşünürken bu halim bana "fazla assassin's creed oynuyorum şu sıralar" tepkisini vermişimdir.

edit: yazım.
(0)



14156 #5  #14156
genetik hafıza kökenleri akla yatkın gelmemekle beraber, sosyal açıdan tamamen alakasız kesimde bulunan insanların temelde aynı şeylerle dünyanın alakasız yerlerinde tanışması antropolojinin ve evrimsel biyolojinin kolayca içinden çıkabileceği şeyler de değillerdir. buna büyü ritüelleri ve malzemeleri de dahildir. dış dünyaya tamamen kapalı afrikalı bir kabile ile, orta asya steplerindeki bir oba'nın ayın aynı döngüsünde otçul hayvan kemiği ile benzer ritüelleri gerçekleştirip; günümüz kasaplarının ayın her günü kafayı kırmadan karkas parçalayabilmesi arasındaki uçurumu antropoloji ile açıklamak güçtür.
(0)



14163 #6  #14163
atalar derken, genlerin eşit sayıda canlılara aktarıldığı dişi (ana) ve erkek (baba) genleri kast edilmektedir.

kültürel miraslar olan "meme" hariç, insanoğlu ilk canlının var oluşundan bu yana hem kendi insan türü hem de diğer tüm canlılarla gen aktarımı yolu ile ortak bilinçaltına sahiptir. bunu jung kendi tezinde ortaya atmış, daha sonra gen çalışmaları ile ispat edilmiştir. ataların hatıraları rna molekülleri ile insan hücrelerine işlenir. ancak hatırlanması çok zordur, rüyaların bazılarında çıkabilir. hipnoz yolu ile de ulaşılabilir.

beynin bilinçli denen korteks zarı, tüm psişenin çok az bir kısmında yer kaplar. diğer kısım çok daha büyüktür. benzetmek gerekirse biri deniz ortasındaki adanın görünen kısmı ise, diğeri adanın görünmeyen ama daha büyük tarafıdır. ortak bilinçaltını ise adaların -adalar birbirinden bağımsız insanları simgeler- üzerinde durduğu uçsuz bucaksız okyanus tabanı olarak ele alabiliriz. görünmeyen bu kısımlar, insanın bilinçli halleri üzerinde büyük etkilere sahiptir.

genelde ruhsal, manevi olaylarla açıklanmaya çalışılan, "normal dışı, paranormal" diye adlandırılan birçok aktivite insanın bu tam keşfedilememiş, beyninde büyük yer eden kısımlarından ve diğer insanlarla olan bilinçaltı bağlantılarından ileri gelmektedir.
(0)



14164 #7  #14164
rna ile dna'yı yeni baştan kodlamak pek akla yatkın olmadığı için hala geçersiz olandır. unutmamak gerekir ki, yeni bireye atalarından geçen dna spermatogenez ve oogenez esnasında kopyalanan dna'dan gelir. doğal olarak insan beyin hücrelerindeki protein değişiminin konuyla pek alakası yoktur.
(0)



14169 #8  #14169
queen of the damned'ın anlattığı kadar olmasa da benzer bir olay benimde başıma gelmiştir.
londra'ya yeni taşındığım dönemlerde 50'li yaşlarındaki bir çiftin çatı katını kiralamıştım.arada geçiş vardı ama ben taşındıktan sonra bu geçiş kapısı benim tarafımdan kilitlenip sürgülenmişti.
bu çatı katı da hepi topu 40 m2'lik bir oda+1 odacık banyo mutfak olan bir alandı.
1 hafta 10 gün kadar zaman geçtikten sonra dairede anlamsız şekilde eşyaların yerinin değiştiğini fark ettim.önceleri önemsemedim ama iş devam edince ev sahibeme konuyu sordum o da asla benim kata girmediklerini kapıyı benim tarafımdan kapattığımızı vs hatırlattı.

ben de yeni bir ülke yeni bir ortam sanırım zihnimin oynadığı bir oyun diyerek çok üstünde durmadım.
ama olaylar hala devam ediyordu.(açık lambaların sönmesi,ufak eşyaların alakasız yerlerden çıkması,mikrodalganın,bilgisayarın durduk yere açılması vs)
3-4 aya yakın bu şekilde yaşamaya çalıştım.
bu sürenin sonunda şaman bir kadın arkadaşım (enteresan yetenekleri olan,büyücüvari bir tipti) misafir olarak geldiğinde içeri adım attığı anda bir huzursuz oldu.
sebebini sorduğumda da kötü enerji,anlamsız bir şeyler vs gibilerinden geçiştirdi.
okudu üfledi tütsüler vs filan ama nafile yine de devam etti bu olay...

6. ayın sonunda bitişik evdeki gençlerle tanıştığımda bu dairede nasıl oturduğumu,çok uzun zamandır boş olduğunu filan sordular.
konuyu biraz deşince de ev sahibim olan çiftin kızlarının bu dairede intihar ettiğini,o günden beri de her giren kiracının 1 haftada kaçtığını,kızın hala evde dolaştığını vs öğrendim.
o zamana kadar bu tip şeylere de pek inanan bir insan değildim açıkcası.

derken bir akşam yorgun argın geldiğimde,bu çiftin intihar eden kızlarının bildiğin benim yatakta oturduğunu gördüm.
önce alkol etkisi diye düşündüm ama sarhoş değildim,hatta çakırkeyf bile değildim.
sonra anlatılanların etkisi diye düşündüm ama baya göz göze gelmiştik.bu flu genç kadınla...
sadece korkarak sen mary misin?diyebildim.
o da,evet benim odamda ne işin var.beni rahat bırak.dedi

haliyle olduğum yerde mal gibi kaldım,ağzımı bile açamadım.
sonra yanıma kadar geldi elimden düşen montumu yerden alıp askıya taktı,"git lütfen" dedi ve kayboldu...

arkadaşlarımı çağırdım konuyu anlattım bir kısmı tabi kafayı yediğimi düşündü bir kısmı akıl verdi.
o arada bu genç kadının babası çıkageldi konuyu anlattım,kızı tarif ettim adam fotoğrafını gösterdi ki aynı kişiydi...

apar topar taşındım tabi evden.
bu mary'le 2. karşılaşmam da o zaman oldu,eşyalarımı topladım tam ayrılmak üzereyken karşımda belirdi,
gülümseyerek teşekkür edip,kendisinin de bir iyilik yapacağını söyledi ve kayboldu....

kendisiyle bir de 3. karşılaşmamız oldu ki başka bir zaman ve başka bir mekanda.
asıl donduran konu oydu.

bu da böyle bir anımdır.
(0)



14173 #9  #14173
insan beyninin esasının sadece korteksten ibaret olduğunu sananların algılayamayacağı türden olaylardır.
(0)



14199 #10  #14199
bazı sözlükçülerin ya alacakaranlık kuşağı 'nda yaşadığını ya da alacakaranlık kuşağı 'nı çok izlediğini gösteren olaylar dizisidir. bu yaşıma geldim, ne şaman bir arkadaşım oldu, ne de başımdan paranormal bir olay geçti.
(0)



14209 #11  #14209
ben de kendimi mistik sanardım dedirten olaylar. ben bu tarz olaylarla karşılaştığım zamanlar akıl sağlığımın yerinde olmadığından şüphelenirim. ya da bilimsel temellere oturtmaya çalışırım. ki doğrusunun da bu olduğunu düşünüyorum. ama astral seyahat etme niyetinde olan bir ruhum olduğu için ne kadar kaçsam da peşimi bırakmayan durumlar. hepsi beynimizin oyunları.
(0)



Tümünü Göster [11]

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

fethiye escort dikmen uydu elektronik
Son Yapılan Yorumlar: