suriyeli sığınmacılar

suriyeli sığınmacılar

Tümünü Göster [29]

52179 #1  #52179
türkiye'de kayıtlı 1.8 milyon olup,%30 civarı kamplarda yaşamakta olan insan grubudur. kamplarda yaşayanların kaçak ya da normal bir şekilde çalışanları mevcuttur.(hepsi çingene değil) türkiye'deki iş piyasasına girdikleri için işsizlik rakamında %1 artış yaptığını okumuştum. akp'nin oy kaybetme sebebi olmaları bu yüzdendir.

edit: detaylı bir rapor buradan okunabilir.
(0)



52350 #2  #52350
birçoğunun 'esad giderse biz de gideceğiz' dediği topluluk. bir adam bu kadar insanın vatanından, yurdundan ayrı kalmasına nasıl sebep olabilir?
(0)



54791 #3  #54791
önce devletsiz sonra vatansız, anasız, babasız, evlatsız, kimsesiz kalan insanlar. aylan kurdi'nin minicik ayakkabıları ve ufacık kısa pantolonu ile yüzü koyun sahile vurmuş haldeki fotoğrafı bütün dünyada şok etkisi yarattı. fotoğrafı o sabah gören hemen hemen herkes vicdan daralmasını ve teessür dalgasını atlattıktan sonra ilk iş küfür edecek birini aradı. bu biri tek bir kişi, grup ya da organizasyon, devlet, diktatör olsa iyi olurdu aslında bütün küfrünü eder rahatlardı insanlar. oysa vaziyet öyle karışık ki orta doğuda ışide bildiğin tüm küfürleri etsen bile rahatlayamıyorsun çünkü orta doğudaki toplam kabahati tek bir pasta grafiğinde kabahatlilerin kabahatleri oranında göstermeye kalksan bile ışid en fazla pastanın yarısı kadar bir alanı işgal edebiliyor o zifir siyah rengiyle. ve işte bu küfredememe çaresizliği herkesi kuşatıyor. herkesi bir başka cepheden taraf yapıyor orta doğuya. orta doğu dünyanın 21. yüzyılda tarihi en fazla değişen yeri. bu sebepten suriye özelinde aylan kurdi'nin cansız bedeninin sahile vurması, avrupa'da kavimler göçü gibi yürüye yürüye dolaşan suriyeli mülteciler, türkiye'de her ana caddede dilenen, sefalet içinde yaşayan, emeği sömürülen, gidecek yeri olmayan ve aynı zamanda birilerinin işlerini işgal ederek türk halkının da mağdur olmasına sebep olan suriyeli mültecileri gördükten sonra elimizden bir şey gelmese de en azından kimlere lanet okuyabileceğimize dair kafamızda bir şeyler oluşsun diye suriye ve orta doğu yakın tarihini biraz okuyayım, araştırayım bulduklarımla bildiklerimi sentezleyip burada kısa bir özet sunayım dedim.

15 mart 2011 tarihinde suriye `baas rejimi`ne karşı protesto olarak başlayan olaylar işin içine onlarca farklı aktörün de dahil olması ile bugün itibariyle dünya tarihinde ilk insandan beri görülmemiş türde bir iç savaşa neden oldu. daha on yıllar süreceği düşünülüyor. kimileri suriye (+ırak) iç savaşını 1618-1648 yılları arasında avrupada yaşanan 30 yıl savaşları denen protestan-katolik mezhep savaşlarına benzetiyorlar. ancak benzese bile biri 17. yüzyıla diğer 21. yüzyıla ait olan bu savaşlar arasında çok fazla fark var. kullanılan silah tiplerinin farklı olması bile yeterli zaten.

öncelikle baas rejiminin ne olduğunu anlayalım :

esadın suriyedeki partisinin arapçası: hizbul baas el arabi el iştiraki- kutr suriye

anlamı da `suriye arap sosyalist baas partisi`. nihai amacı arap ulusluğu altındaki bir sosyalizm ile orta doğu ve kuzey afrika coğrafyalarındaki tüm arap halklarını birleştirebilmek. elbette ümmetçilik yerine arapçılık, düpedüz `zekatlı kapitalizm` olan şeri ekonomik sistem yerine de sosyalizm olması sünni çoğunluğun tepkisini çekiyor. bu konuya geleceğiz.
bizim baas, (ya da ba's) arapların da peltek "s" ile baath" dediği kelime diriliş ve rönesans gibi bir anlama geliyor. arap halklarının ve 10.-11. yüzyıl şam'ının dirilişi ve rönesansı kastediliyor bu kelime ile. `amentü` isimli duada da geçen `ba'sü ba'de'l-mevt`: ölümden sonra `dirilmek` anlamına gelir.

ırak'taki saddam idaresi de baas rejimiydi. esad ve saddam aynı ideolojiye mensuptular ve bilindiği üzere ırak baas rejimi 2003 yılında abd tarafından devrildi. şunu söyleyebiliriz: 21. yüzyıl sünni selefi arapçılığı kendine göre seküler, sosyalist, modernist olduğunu iddia eden, başka bir takım iddialara göre de özünde sünni selefilik düşmanı (kimilerine göre din düşmanı) olan idareleri çökertmektedir. bu noktada kimileri sünnilik ile selefiliğin birbirinden ayrılması gerektiğini düşünür ancak ikisi de kuran dışı aynı tarihi kaynakları, aynı fıkıhsal doktrinleri, aynı fıkıhsal mezhepleri, aynı kelamcıları benimserler, dinin kaynağı ve dini doğru yorumlayıp yol gösteren kutsal kişiler, eserler olarak kabul ederler. uygulamadaki farklılıkları kendi izole coğrafyalarının yerel dinamikleri ile iligilidir. türkiye'de selefiliğin cübbeli ahmet tarafından dahi tekfir ediliyor oluşu hem son yüzyıldaki sekülerleşme baskısı hem de osmanlıdan ve sufi gelenekten gelen ve bektaşilik alanından etkilenmiş omurgasını nakşibendiliğin oluşturduğu `maturidi` sünnilik ile ilgilidir.

suriye'nin yakın tarihine kısa bir özet geçecek olursak :

-birinci dünya savaşı sonrası osmanlı'dan ayrılan suriye fransa sömürgesi idi, fransa burayı altı ayrı devlete böldü: nusayri devleti, dürzii devleti, hatay cumhuriyeti, şam devleti, halep devleti, lübnan devleti, hatayın bize katılması hariç bana göre keşke böyle kalsaydı . ikinci dünya savaşından sonra fransa yerle bir olunca orta doğu davasından vazgeçti. zaten 2. dünya savaşı sonrası tam bağımsız bir devlet kurmak isteyen daha önce gençliğinde osmanlı devletine karşı da mücadele etmiş bir takım suriyeli kanaat önderleri manda yönetimi ile mücadele içindeydiler. suriyenin ilk cumhurbaşkanı şükrü el kuvvetli istanbul üniversitesinde siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümünde okumuştur, soyadının sonundaki -li eki de türkçedeki -li ekidir.

-suriye 1946 yılında bağımsızlığına kavuşmuştur, 1958-1961 yılları arasında plesibit yapılarak mısır ile birleşmiş ve `birleşik arap cumhuriyeti`ne dahil olmuştur. 1961 yılında bir askeri darbe ile tekrar ayrılmış ve tek bir devlet haline gelmiştir. daha sonra 1963 yılında baas rejimi iktidara gelmiştir. 1940 yılında ilk adımları duyulan ve 1953 yılında resmen kurulan baas partisinin 3 tarihi şahsiyetinin kimlikleri: bir sünni arap, bir alevi arap, bir hıristiyan arap. esat'ın babası hafız esat sonradan alevi arap (nusayri) kanalından dahil olmuştur partiye. dahil olduğu 1971 yılından beri 44 yıldır da suriye esad hanedanının elindedir. 2000 yılına kadar 29 yıl boyunca hafız, 15 yıldır da beşar esad tarafından yönetilmektedir. baas rejimi bir nevi arap modernizmi amacı gütmüş ancak bunu becerememiştir.

suriye'de bir darbe ile 1963 yılında iktidarı ele alan sosyalist baas partisi bugüne dek demokratik seçimlere müsaade etmemiştir. seçimlere ya tek parti olarak girilmiş ya da başka ufak komünist, sosyalist, liberal partilere müsaade edilmiştir.

mesela 2012 yılındaki seçimde:

içinde esad'ın baas partisinin de olduğu 6 adet sosyalist/komünist parti'nin birleşimi olan ulusal ilerici cephe: 168 sandalye
içinde sosyal milliyetçi parti ile halkın istek partisinin bulunduğu değişim ve özgürlük için halk cephesi: 5 sandalye çıkarmıştır.

2012 milletvekili seçimlerinde katılımın %51, 2014 yılında yapılan başkanlık seçiminde de %75 olduğunu iddia ediyor esad. seçimi izleyen gözlemcilerin içinde sadece rusya, iran, venezuela gibi esadçı ülkeler var onlar da seçimin meşru olduğunu, rakamların doğru olduğunu iddia ediyorlar. rakamların doğru, seçimin de meşru olmadığını ise cümle alem biliyor zaten.

suriyedeki demografik dağılım şu şekilde : (2011 yılında)

etnisite: %80 arap, %8 kürt, %5 türkmen, %2 ermeni, %1 çerkes ve diğerleri.
din mezhep: %72 sünni, %13 alevi (nusayri), %10 hıristiyan, %3 dürzi

tabi bu iki küme ve alt kümeleri birbiri içine de giriyor. kürtler ekseriyetle sünni mesela, araplarda hıristiyan var, alevi var, sünni var. türkmenlerde sünni var alevi var. en nihayetinde en kalabalık grup %60 sünni arap ancak onlar da kendi içlerinde aşiretlere, kabilelere, klanlara, tarikatlara, sekülerlerlere/modernistlere, sosyalistlere ayrılıyorlar. yani suriye, ulus devlet kurulmasına imkan olmayan bir yer.

şimdi anlamaya çalışalım. esad an itibari ile bir diktatör. babası hiçbir demokratik seçime müsaade etmemiş, babası da bir diktatördü. yani esad hanedanı nusayri arap kimlikleri ile suriyenin %13'ünü selefi ya da sünni karşıtı kimlikleri ile de kürtleri ve türkmenleri de çıkarır, sünnilerden seküler olanları eklersek en iyi ihtimalle %30'unu temsil ediyor. zaten esad'ın bir gecede `esed` olması da tayyip'in bu nusayri dikatörlüğüne son verilebileceği ümidi ile sünniliğin ya da selefiliğin kazanabilme fırsatının ortaya çıkması umudu idi. bugün düşmanlığın hala daha devam ediyor oluşu bu fırsata ve umuda yapılan yatırımların boşa gitmemesi içindir herhalde. orta doğudaki iran `vs` (türkiye+arabistan) rekabeti de var tabi.

bu noktada şu sonuca varabiliyoruz: suriye zaten kaynama noktasını çoktan geçmiş, 40 yıl boyunca cüzi bir azınlığın çoğunluğa hükmettiği ve bu tahakkümün artık ciddi bir tabanda bardağı taşırdığı bir yerdi. 2011 yılı ve arap baharı ile diktatörlerden kurtulunca süper ülkeler olunabileceği zannı bu fitilin ateşlenmesi için yeter motivasyon oldu. zaten her şey başlamadan önce nüfusu 22 milyon civarında olan bu ülkede esada muhalif tek bir ciddi grubun ortaya çıkması halinde dahi sadece 300 bin kişinin birbiri arasında yaptığı savaşla geri kalan 21.700.000 kişinin hayatının cehenneme döneceği belliydi. çünkü suriye çok farklı unsurların birbiri içine homojen olarak dağıldığı bir yerdi.

ingiliz hükümeti tarafından hazırlanmış bir rapor suriyede bugün 1000'den fazla irili ufaklı oluşum olduğunu iddia ediyor. suriye türkmen cephesi lideri `abdurrahman mustafa` da "peki siz kiminle savaşıyorsunuz?" sorusuna kim gelirse onunla savaşıyoruz, kendimizi koruyoruz demişti cnn türk'te katıldığı tarafsız bölge yayınında. suriye'deki iç savaş dünya tarihinde görülmemiş bir şey derken bunu kastediyordum. o kadar çok grup ve örgüt var ki kim kiminle neden savaşıyor bu bile net olarak belli değil.


suriyedeki mevcut büyük yerel aktörler :

öncelikle 26 ağustos 2015 itibari ile mevcut harita şu şekilde: https://upload.wikimedia.or...

ana unsurlar şunlar:

1-suriye devleti/esad güçleri
2-muhalifler (özgür suriye ordusu, suriye türkmen ordusu, liva el ümme vs.)
3-kürtler
4-el nusra
5-ışid

bunlardan el nusra ümmetçi ve sünni selefi islamcı el kaide'nin suriye'deki şubesi idi sonra el kaideden ayrıldıklarını açıkladılar. 2013 yılına kadar ışid ile birlikte esad'a karşı savaşırken 2013 yılında ışid'den ayrıldılar, daha doğrusu ışid kuruldu. 8 nisan 2013'te ebu bekir el bağdadi kendini halife ilan etti ve bir mesaj yayınlayarak suriye'de ki yapılanmanın ırak şam islam devleti olacağını el nusra birliklerinin de kendi komutasına girmesini istedi. el nusra böylece ayrılığını ilan etti. ancak ışid bu ayrılıktan güçlü taraf olarak çıktı. el nusra ile ışid ikisi de özünde aynı ideolojiyi sünni selefi ümmetçiliği savunuyor olmalarına rağmen o tarihten beri birbirleri ile de savaşıyorlar.

muhalifler arasında tam bir bütünlük yok. en büyükleri öso ve o da aslında birbirinden bağımsız gruplardan oluşuyor ve 40-50 bin savaşçıları var. türkiye öso'yu resmi olarak destekliyor. ingiltere, fransa, kanada ve abd de aynı şekilde destekliyor. ancak ingiltere, fransa, abd ve kanada aynı zamanda kürtleri de destekliyor. öso suriye ordusundan ayrılan generaller ve askerler tarafından kurulmuş. %90'ını sünniler oluşturuyor içinde az da olsa alevi, kürt ve dürziler de var.

ışid yayılmacı, halifeci, katliamı meşru sayan bir selefi örgüt. ancak arkasında dünyanın dört bir yanından 42 milyonluk bir destek olduğu iddia ediliyor. izlediğimiz belgesellerinden gördüğümüz üzere kadıları olan ve sünni selefi şeriatını ve fıkhını orta çağdaki haliyle uygulamayı başarabilen otokrat devletini çoktan kurmuş, selefi şeri eğitime ve milis yetiştirme sürecine çoktan başlamış: http://www.youtube.com/watc...

kürt cephesi kendisini rojava olarak, yaptıkları şeyi de rojava devrimi olarak tanımlıyor. apo'nun `demokratik konfederalizm` bildirgesi ile de bağlantısı olan öz yönetim isminde bir sistemi uygulamaya çalıştıklarını iddia ediyorlar. aralarında oldukça uzak mesafeler olan 3 kantonu birleştirerek arada kalacak gayri-kürt çoğunluğu da "öz yönetim" adı altında en nihayetinde genel idaresi kürtlerin elinde olan bir sistemle yönetebileceklerini iddia ediyorlar. başta suriye türkmen cephesi başkanı abdurrahman mustafa olmak üzere ciddi bir muhalif cephe ise kürt cephesinin etnik bir kovma-temizlik yaptığını, türkmenleri ve arapları kantonlardan ve kantonlar arası bölgelerden çıkardığını, türkmen ve arap topraklarını işgal ettiğini iddia ediyor.


an itibari ile bütün bu taraflar birbiri ile savaşa devam ediyor.

ışid bütün dünya tarafından resmi olarak terörist ilan edildi. hatta tarihteki en büyük teröristlerden biri olduğu konuşuldu.
el nusra içinde türkiye, abd, fransa gibi devletlerin olduğu bir grup devlet tarafından terörist ilan edildi.
beşar esad birleşmiş milletler tarafından savaş suçlusu ilan edildi.
özgür suriye ordusu birleşmiş milletler raporlarında savaş suçları işlediği yazılıyor ancak batı desteğini çekmedi.
human righst watch kürt kontrolü altındaki bölgelerdeki insan hakları ihlalleri ile iligli bir rapor hazırladı.


mültecilerin durumu şu şekilde:

7-8 milyon arası suriyeli iç göç ile yer değiştirdi.
2-4 milyon arası suriyeli türkiye'ye geldi
1-1.5 milyon arası suriyeli lübnan'a sığındı.
1 milyon civarı ırak, ürdün ve mısır'a sığındı.

en kötü ihtimalle 4-5 milyon suriyelinin suriye dışına çıktığı ve hala daha çıkmaya devam ettiği söyleniyor.
mülteciler illegal yolla avrupaya geçmeye başlamadan önce 28 avrupa ülkesi sadece 24.793 mülteci alabileceğini söylemişti.
hatta bununla iligili şöyle gırgır bir site yapıldı: http://greenmediabox.eu/syr...

türkiye'deki suriyeliler bugün bodrum'dan 8 mil ötedeki yunanistan'ın istanköy (kos) adasına bu işin ticaretini yapan bir takım gruplara 1000 usd civarı ücret ödeyerek geçip avrupa'ya ilk adımlarını atmış oluyorlar. yunanistan bu mültecileri kapıkule'den geri türkiye'ye iade edemeyeceğine göre ya da türk kara sularına girip gizlice bodruma geri getiremeyeceğine göre, ya da öldürüp denize atamayacağına göre alıp atina'ya götürmek zorunda kalıyor. hatta trenlere falan bindirip makednoya sınırına götürüyor bir an önce çıksınlar diye. mülteciler oradan makedonya'ya, oradan sırbistan'a, oradan macaristan'a, avusturya'ya ve en son almanya'ya geçmeye çalışıyorlar. kah yürüyerek, kah araçla, kah trenle. düpedüz kavimler göçü.

bu yıl eylül 2015 itibari ile halen italya ve yunanistan'da olanlar dahil olmak üzere 350 bin civarı resmi ve kaçak mülteci avrupaya girmiş halde. deniz yolculuğu daha güvenli olduğu için yaz aylarında kaçak girişler zirve yaptı ve eğer avrupa özellikle de almanya bu mültecilerin tümüne sahip çıkarsa seneye milyonların avrupaya gitmeye çalışacağı öngörülüyor. sırf türkiye'dekiler değil, daha suriye'den gelmeye devam edecek olanlar ve hatta lübnan ve diğer arap ülkelerindekiler de. ve hatta afganistan'dan bangladeşe kadar suriye iç savaşı ile alakasız bir çok islam ülkesinden.

önümüzdeki dönemlerde avrupa'nın türkiye'ye bodrumdan istanköy'e geçişin durdurulması için bir takım ekonomik ya da siyasi yaptırımlar uygulaması ve türkiye'nin bu geçişi durdurmak zorunda kalması önümüzdeki yaz türkiye'deki milyonluk suriyeli mültecilerde bir tepki ve hatta hareketlenme oluşturabilir. akepe hükümeti mülteci meselesini en başından beri avrupaya karşı siyasi bir koz olarak kullanma planı da yapıyordu. zira avrupa'ya 1 milyon mültecinin gitmesi demek avrupa'da ciddi olayların baş göstermesi, siyasetin sertleşmesi ve huzursuzluğun artması demek. bunun engellenmesi için ortadoğu'daki sünnici esad ve iran karşıtı politikalarına avrupayı da ortak etmek istiyor muhtemelen.


evet gördüğünüz gibi suriyeli mülteciler, sığınmacılar meselesi tarihsel derinliği olan bir konu ve ülkemizin mülteci akınına uğramış olmasından dolayı ya da aylan kurdi'nin cansız bedenini gördüğümüzde neye sinirleneceğimizi dahi bilemiyor oluşumuz bu tarihsel derinliğin içinde kaybolup gidiyor oluşumuzdan. yine de demokratlık yerine diktatörlük tahammül yerine de zorbalık isteyen ve bu olayla bağlantısı olan tüm insanlara küfrediyorum demek biraz olsun rahatlatır bizi.

bugün ışid libya'da da nüfuzu olan bir yapı haline geldi, libyanın büyük kentlerinden sirte ışid'in kontorlü altında. libya'da 5 ayrı hükümet var. ve iç savaş hala devam ediyor, elektrik, su gibi yaşamsal önemi olan hizmetleri alamayan tonla bölge var libyada. libya'dan malta'ya kaçak yollarla geçmeye çalışan 1800 mülteci akdenizin orta yerinde can verdi. mısır düzelebilmiş değil. ırak daha uzun süre böyle karışık halde gidecek, her hafta bağdat'ta bombalar patlıyor hala daha. suriye tarihin gördüğü en ilginç, en karmaşık iç savaşı yaşıyor. afganistan'da parlemento bombalanıyor. bu işler nasıl başladı, nasıl devam etti onlarca farklı teori var. hiçbiri de umrumda değil. kazakistan'a bakıyorum, özbekistan'a bakıyorum, azerbaycan'a bakıyorum ben. 100 yıl hıristiyan ruslar tarafından idare edildiler, eğitildiler. bugün müslümanlıkları ile gurur duyuyorlar ve köktenci islami akımlara bulaşmıyorlar, elbette diktatörülük altında demokrasiden uzak yaşıyorlar ama asgari bir huzur sahibiler, hatta türkiye'den on kat daha huzurlu yerler bunlar ve asla bir afganistan, bir suriye olmayacak topraklar oralar.

dünyada hemen hemen herkes kendi siyasi görüşünün ve yaşam tarzının hüküm sürdüğü ve başkalarına dayatıldığı diktatörlükler ister. devrimciler de kendi devrimci diktatörlüklerini, parti devletlerini, polit bürolarını başlarına ister mesela. suriye'de ya da libya'da ya da mısır'da herkes kendi diktatörlüğünü kurma sevdasında olduğu için bu haldeler. demokrat demek teröre bulaşmadığı, devlete silah sıkmaya kalkışmadığı sürece görüşlerinden iğrendiğin ve hatta görüşleri yüzünden boğazına sarılıp boğmak istediğin adama tahammül göstermek zorunda olmak demektir. türkiye'yi bugün suriye'ye çevirmeyecek şey de budur. son yüz yılda oluşmuş yarım yamalak da olsa var olan demokratik kültürdür. suriye mesela 40 yıl sonra ilk seçimini 2012 yılında yapmış bir ülke, libya 9 bin yıllık tarihi boyunca ilk demokratik seçimin 2011 yılında yaptı.

30 yıl boyunca islamcılık-milli görüşçülük yapmış ve bundan pişman olmuş eski bir yenişafak yazarı olan levent gültekin güzel bir şey söylemiş aynen aktarıyorum:

“bu ülkeyi bir insan kabul edersek alevilik kalp, dindarlık damarlarındaki kan, atatürkçülük iskelet, solculuk da vicdandır. biri olmazsa o insan eksik kalır. türkiye bunlarla bir bütündür, dünya görüşünü buna göre oluştur. inancı siyasetin, ticaretin malzemesi yapma, demokrat ol”.

devletin en temel iki görevi vardır: güvenlik ve adalet. bugün kürt sorunu memleketin kahir ekseriyeti açısından güvenlikle ilgili bir sorundur, tayyip diktatörlüğü de adalet ile ilgili sorundur. devlet güvenliği sağlayamadan adaleti sağlamasının ya da sağlamamasının bir anlamı yok. birey, devlet adalet görevini yerine getirsin diye devletle bir mücadele içine girer, girmesi gerekir ve bu mücadele demokratik yollarla olduğu sürece meşrudur. gezi direnişi adalet isteyen bireylerin mücadelesi idi ve sonuna kadar meşruydu. bugün insanları kürt meselesi üzerinden devletle mücadeleye çağıranlar devletin adalet görevini yerine getirmediği iddiası üzerinden hepimizin güvenliğini tehlikeye atmaktadırlar. iç savaş pahasına adalet olmaz. insan canını tehlikeye atan kargaşa pahasına demokratik hak olmaz. terör pahasına solculuk olmaz. devrimcilik 20. yüzyıl sonu itibari ile tarihin tozlu sayfalarına gömülmüştür. suriye sosyalist baas partisi de darbe ile aldığı iktidarı devrimle aldığını iddia etmekteydi.devrimcilik toplum mühendisliğinden bağımsız düşünülemez ve 21. yüzyıl ile birlikte artık toplum mühendisliği dediğimiz şeyi yapabilmek imkansız hale geldi. türkiye artık şehirlerden oluşuyor. 1960 yılındaki köy dediğiniz yer bir buğdayını satarken bir de gübresini alırken şehirle yani devletle muhatab olurdu ve insanların çoğu dünyadan habersiz biçimde köylerde yaşardı. o dönemki devlet toplum mühendisliğini yani halkı laikleştirme ve demokratikleştirmeyi şehir merkezlerinde yapabiliyordu sadece ve başarılı da oluyordu. artık şehir merkezleri buna direnebilen bir çoğunlukla doldu ve toplum mühendisliği yapmak imkansız hale geldi. aynı durum islamcılar için de geçerli; artık laikliği savunan bir kitleye ne kadar toplum mühendisliği yapmaya çabalarsanız çabalayın, kaç tane imam hatip açarsanız açın başarılı olamazsınız zira 21. yüzyıldayız ve herkes nihai gayeyi görüp konumunu uç noktalara taşıyabiliyor. aynı durum devrimciler için de geçerli devrim yapsanız bile ertesi gün yerle bir olacak devriminiz, insanların dünyadan habersiz köylerde yaşadığı ve şehirlerdeki azınlığı bastırarak 10-15 bin kişi ile parlementoların basıldığı günler geride kaldı.


suriyeli sığınmacıları görünce, mülteciler ile ilgili haberler okuyunca `mahtumkulu firaki`'nin bir dizesi geliyor aklıma

"yad illerin gurbetini çekmekten
vursa, sövse, horlasa da il yahşi…"

yad illerde çoluk çocuk rezalet ve sefalet içinde felaketler silsilesi ile hayatta kalma mücadelesi verir bir vaziyete düşmemek, vatansız ve devletsiz kalmamak için suriyeli mültecilerden ibret almak gerek. memleketin içinde bulunduğu şu makus günlerde devletle olan mücadelemizden muasır medeniyet olma ülkümüzden vazgeçecek değiliz ancak önceliğimizi iyi belirlememiz de hayrımıza olur:

önce güvenlik
sonra adalet.
(1)



56257 #4  #56257
halen suriye'de yaşamakta olan suriyeli ateist bir arakdaşın belirttiğine göre adam başı 5000-7000 dolar bastırıp avrupa'ya gidenler gerçek mağdurları soyan savaş suçlularıymış. en zor durumda olanlar, ışidcilerin tecavüzüne uğrayan yezidi kızları, kocaları ışid tarafından katledilen küçük çocuklu fakir dul kadınlar lübnan'daki çadır kamplarında sürünüyorken 5000 doları bastıranların avrupa'ya gidip bir de hümanistler tarafından neredeyse kırmızı halı serilerek karşılanması dünyanın adaletsizliğini görebilenlerin içini sızlatıyor tabii.
(0)



56319 #5  #56319
avrupa'nın zamanında esad'ı yıkacağız diye iç savaş çıkartması sonucu oluşmuş grup.
(0)



60688 #6  #60688
bunları savunanlar, bunlarla gerçek hayatta asla muhatap olmayan beyaz türklerdir. adam beyaz türk kurtarılmış blgelerindeki fildişi kulesinden inmiyor ki muhatap olsun. dikkat ederseniz bu çirkef sığınmacılara sövenler hep fakir ya da ortadirek semtlerde yaşayan, ekmek parası için eşek gibi çalışan ve günlük hayatta her tür barzoyla muhatap olan kişiler.


suriyeli sığınmacıları hümanizm adına savunup bunları eleştirenleri faşist, tu kaka ilan edenler ise:

-toplu taşıma adına ancak bağdat caddesinden 2 durak ya da nişantaşı-maslak-etiler güzergahlarında milletin buram buram marka parfüm koktuğu elit hat otobüslerine binenler,
-toplu taşımayla hiç alakası olmayan, servisle ya da özel aracıyla plazadan eve gidenler
-çalışmak zorunda olmayan, her gün öğlene kadar yatan ve günlük hayatta halkın içine asla karışmayan mirasyediler, koca parası ve nafaka yiyici asalaklar, zengin piçleri


kısacası fildişi kulelerde takılan, halktan kopuk yaşayan tayfadır. fakirden, garibandan, ezilenden hümanist çıkmaz.

(bkz: hümanizmin insanlığın en büyük düşmanı olması)
(bkz: tatlı su hümanisti)
(0)



60690 #7  #60690
mülteci kamplarında olmaları gerekirken sokaklarımızda dolaşan insanlardır.
senin burnunun dibinde bir iç savaş patlamış ve bundan muzdarip olan bir halk var. belli ki bu insanlar senin ülkene sığınacaklar. neden yeterince önlem almıyorsun? bu iş böyle mi yapılır? mülteci kamplarını kurarsın ve bu adamları buradan çıkartmazsın. diyeceksiniz ki bu iş maliyetli. peki bu şekilde maddi ya da manevi daha mı az bedel ödüyoruz ya da diyeceksiniz ki sınırlarımızdan kontrolsüz olarak ülkemize sızmışlar. e kardeşim senin ülken muz cumhuriyeti mi? sınırlarını neden koruyamıyor.
kısacası, türkiye cumhuriyeti'nin yanlış ya da olmayan mülteci politikasının bedelinin bu ülkenin vatandaşları ödüyor.
(0)



60733 #8  #60733
tayyo'nun ab'ye karşı koz olarak kullandığı kişiler.
bence birleşmiş milletler ve ab'den fon alınsın (adamlar dünden razı şu kadar para verelim bunları salmayın avrupa'ya diyorlar) ve bu insanlar sokağa salınmak yerine mülteci kamplarında barındırılıp dil eğitimş, mesleği olmayana meslek eğitimi verilip kendi ekmeğini kazanacak hale getirilsin. aile planlaması mutlaka özendirilmeli, cehalet nedeniyle sokakta sürünürken bile doğuruyorlar. tüp bağlatma ve vazektomi olana bir kerelik cazip bir para yardımı yapılabilir. doğum kontrolü yapanlara ekstra yardım, vs bir şekilde aile planlamasının özendirilmesi lazım. kalacak yeri, geliri olmayıp da doğurmaya devam edenlerin çocuklarını ellerinden alıp devlet yurduna yerleştiririz de diyebilirler artık hangi yöntem işe yarıyorsa.

sınırdan da artık eli silah tutacak durumda erkekleri sokmasınlar, sadece mağdur durumda dullar, çocuklu kadınlar, yaşlılar kabul edilmeli. güçlü kuvvetli genç erkekleri almamaları lazım.
(0)



60739 #9  #60739
bu insanlarin yarattigi asil sikinti gozden kacmaktadir.dilenci olanlari sehir merkezlerine sikinti vermektedir ancak daha buyuk sikinti yaratan durum bu insanlarin sanayi sehirlerinde turklerin islerini calmaya baslamasidir.ucuz maliyetlerli olduklari icin mavi yakalilarin islerini calmaya basladilar. su an bursa dosabin yarisi suriye iscilerle dolu.merter taraflarinda da artmaya baslayacaktir.suriyeli multecilerin en minimal zarari dilencilik.vergilerimizin yaninda islerimizi de almaya basladilar.
(0)



60808 #11  #60808
işsiz güçsüz tiplerin sosyal medyada devamlı küfür ettiği insanlar topluluğu.
(0)



60959 #12  #60959
bunlardan 100 bin tanesi kpss sınavına tabii olmaksızın devlete memur olarak alınacakmış.

http://www.mebpersonel.com/...

ne diyelim, türk milleti aklını başına devşirene, kardeşlik, ümmet gibi saçma sapan ve hiçbir geçerliliği olmayan kavramların peşinden koşup türk olmayanlara bu kadar merhamet ve hoşgörü göstermeğe devat ettiği sürece bu zulmü çekmeye, öz yurdunda garip öz vatanında parya olarak kalmaya devam edecektir.

(bkz: vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet vatana ihanettir)
(1)



69229 #13  #69229
suriyeli-siginmacilar 56eda7f519f53.jpg
daha şimdiden türkiye üzerinde hak iddia etmeye başlamış güruh, 15-20 sene sonra sayıları 20 milyona dayanınca neler yapacaklarını sizin hayal gücünüze bırakıyorum!
(1)



72473 #16  #72473
bir an önce ortama adapte olup siyasi/dini bir örgütlenme içerisine girip türkiye'yi de ırak ve suriye gibi cehenneme çevirmelerini umud ettiğim, "yazık onlara, iç savaştan kaçtı onlar" diyen şapşiklerin g*tlerini kesmeye başlamalarını arzuladığım insanımsılar.
(4)



78084 #19  #78084
hakkında 'istemiyoruz' dediğiniz anda duyarcıların sizi suçladığı topluluk. ne ülkeye entegre olamıyorlar ne de gittikleri yerlerde insanları rahatsız etmekten vazgeçmiyorlar.

haklarında bir görüş:


http://www.echohaber.com/or...
(0)



78611 #20  #78611
şimdi de lübnan'ı kasıp kavuran, mikrop gibi üreyen insan sürüsü. buradan
(0)



Tümünü Göster [29]

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

fethiye escort kuşadası escort
Son Yapılan Yorumlar: