entel kezban

entel kezban

Tümünü Göster [3]

2355 #1  #2355
şark kepçesiyle garp boku yiyen bir kezban türüdür. bir yandan batılı olmaya özenir, bir yandan da kafasının dışını süsleyip içindeki örümcek ağlarını yok sayar. dışı alabildiğine cafcaflı, yaldızlı, yeni badana edilmiş ama içini bok götüren binalara benzerler. bunların türkiye'de yaşayanları cnbc-e falan izler, sex and the city kadınlarına özenir, ne kadar best seller varsa hatmeder ama kadın-erkek ilişkileri konusunda hala feodal zihniyetten kurtulamamıştır. yaşadığı bütün ilişkiler ciddi ilişkidir onun, karakter olarak taban tabana zıt ve geçinemeyeceği biriyle cinsel çekim bazlı geçici ilişkiyi kurar, sonra buna boy toy ya da türkçede partner mi deniyordu neyse işte onu demeye bir tarafı yemez de sevgilim diye gezdirir, sevgili kavramının da böyle içine ederler. daha iyisi karşısına çıkana kadar bulduğuyla geçici birşeyler yaşadığını kendine bile itiraf etmez, kalkar bir de utanmadan bunu dürüstçe söyleyen cesur hatunlara bok atar, orospu der, namuslu kız ayaklarına yatar. (bakire olmayanları her yattığı herife sen ikincisin der) aslında için için o harbi, cesur, aşmış kadınlara nasıl da özenir, ama etraftaki geri kafalı şarklı heriflere şirin gözükmek için utanmadan dedikodusunu yapıp bok atar. kendine yalan söyleyen birinin başkalarına karşı dürüst olmasını beklemek mümkün değildir tabii bir de o var.

adı aylin isimli bir zamanların bestsellerini hatırlayınız. bunların hepsinin, en tutucusunun bile idolü olmuştu merhume aylin hanım, hepsi de bir aylin olmak isterler aslında ama önüne bütün fırsatları koysan anında yüzseksen derece dönüp koşa koşa kaçar. götü yemez çünkü, rahatını bozmak istemez, kaldıramaz.

bir de bunun amerika'da yaşayan versiyonu vardır ki tam evlere şenlik. ya öğrenci olarak, ya da koca bularak bir şekilde amerika'ya kapağı atmış olan bu yurdum kezbanları, kezbanlıklarını her fırsatta insanın gözüne gözüne sokmakta hiç beis görmez. almanya'ya giden cahil anadolu köylülerinin mürekkep yalamışı olan entel kezban, yabancısı olduğu ve entegre olamadığı batılı bir toplumda tıpkı köyden giden yemenili şalvarlı kezban'ın yaptığı gibi hemen dine ve manevi değerlere sarılır, her ne kadar okumuş ve şehirli de olsa kimliğini adam gibi bilmediği için kimlik bunalımından nasibini almıştır çünkü. alamancı köylü kezban köyde saçını kısmen örten yemeni takarken almanya'da çarşaflara türbanlara bürünür, amerika'ya yerleşmiş şehirli ve diplomalı kezban da süpermarkette diş macunundan tut en olmadık şeylere kadar domuz eti, domuz ürünü, kosher damgası arar, islam'ın beş şartını say desen hönk diye kalacak kadar dinle alakası olmadığı halde oruç tutar ve bunu da ısrarla herkese reklam eder, bazıları iyice bokunu çıkararak bir yandan amerikalı kocasını müslüman yapar bir yandan da çocuğuna gavur ismi verir. koca da bir amcık için kırk takla atıp din değiştirecek kadar karaktersiz bir herif değilse, kezbanımız bir yandan müslüman olmayan herifle evlenerek islam hukukuna göre irtidat etmiş olur, bir yandan da ısrarla domuz takıntısına son hız devam eder. (ulan sünger beyinli, türkiye'de yok sanki domuz jelatini, türkiye'de zıkkımlandığınız ithal mallarının hiçbirinde kimyasal isimlerle kamufle edilmiş domuz katkısı yok....) (bkz: gavur ellerde manevi değerlere sarılan türk modeli)

söz açılmışken gelelim bunların amerikalı koca düşürüp kapak atanlarına. bunların evlendiği amerikalı herifler türkiye'de dönüp yüzüne tükürmeyeceği falan efendi'ye denk düşmektedir aslında, eh bu adamlar da ev işiyle uğraşmayan ve dırdır eden obez amerikalı kadınlardan bıkıp filipinler gibi üçüncü dünya ülkelerinden gelin getiren tipler zati, havada karada atlarlar kezbanlara.

kezban gelir, dil bilmediği, ya da çalışmaya gönüllü olmadığı için evde oturur. sosyal hayat sıfırdır, kafalarının içi örümcek ağlarıyla dolu olduğundan amerikalı arkadaş edinemez, türk pikniklerinde toplantılarında falan takılır, sabah akşam internette türklerle geyik çevirir. türkiye'yi özler, sabah akşam türk dizilerini izler, haliyle dil öğrenemeyeceği için birkaç sene bile kalsa ingilizceye hala hakim olamaz, her türkçe cümleye mutlaka 2-3 ingilizce kelime doldurmadan konuşup yazamaz, alt yazı olmadan ingilizce filmleri anlayamaz. kitabı bile türkiye'den getirtir, 10 sene bile kalsa hala ingilizce bir kitabı oturup sonuna kadar okuyacak kadar lisan öğrenememiştir.

bunların bekar olanları da türk çevreleriyle içli dışlı olduğundan aman orospu demesinler, adımız çıkmasın diye kasar dururlar. bunları dünyanın en modern, en laik, en aşmış ülkesine de yollasan, mars'a da yollasan yine de özgürleşmeleri ve birey olmaları mümkün değildir. kocalarıyla, o yoksa sevgilileriyle, okudukları best seller'larla (engin ardıç'ın deyimiyle şabalak sekreter kızlara hitap eden paçavralar) varolur onlar, hadi somut işleri geçtik adam gibi orijinal bir fikir, politik görüş bile üretemezler. birey olamadıkları, koyun oldukları için gider türkiye'deyken beğenmeyip aşağıladıkları kolektif kültürü galaksinin öteki ucunda bile bulup ta ortasına balıklama dalarlar, ve türkiye'de kadının ezildiğinden şikayet ediyor gibi görünseler dahi ayaklarındaki prangalar aslında türkiye'deki seksist kadın düşmanı toplumdan çok bizzat kendi elleriyle yarattıkları yasaklar, tabular ve kafalarının içindeki öbek öbek örümcek ağlarıdır. doğru olanı değil de kolay olanı seçme tembelliği ve risk almaktan ölesiye korkmak bunların altında yatan önemli nedenlerdendir.

kendiniz koyuyorsunuz o yasakları kendinize canlarım benim, kimse silah dayamıyor kafanıza, kendiniz sesinizi yükseltmeye korkup öyle tırsak tırsak ıslanmış sıçan gibi oturuyorsunuz, kendiniz seçiyorsunuz ot gelip ot gitmeyi, kendiniz gönüllü olarak giriyorsunuz o ta ortasına sıçtığımın namusu apış arasında arayan feodal boyunduruğunun altına. ve bunların dibindeki motto da 'el alem ne der' kanserden bile bu kadar korkmazlar anasını satayım. sanki ölecek, dünyanın sonu gelecek iki buçuk kıçı kırık taşra zihniyetli hödük herif ve karıya kendini kabul ettiremez, yaldızlı onay belgesini alamazsa. bunlara bernard shaw üstadın "derler. ne derler? ne derlerse desinler!" lafını hatırlatmak da beyhudedir, bir kulaklarından girer diğerinden çıkar mnakoyim.

uzun lafın kısası entel kezban birey değildir, koyundur. sürü nereye giderse o da oraya gider, yeter ki bir sürünün parçası olsun.
(0)



2454 #2  #2454
türkiye'de her ne kadar entel kuntel olmaya kassa da, yurtdışına çıkınca köylü şaziye mode on olur. avrupa ülkesine okumaya gider, domuz vardır diye dışarıda yemek yemez, nohut bulgur arar. interneti facebook'ta can yücel aforizmalari yazıp twitter'da pelin batu takip etmek disinda bir bir şey için kullanmadığından coğrafya bilgisi berbattir. haritaya bakmayı akıl edemez, stockholm'den tallinn'e trenle gitmeye kalkar, tren gişesinde milletin gülmekten gebermesine vesile olur.
(0)



2460 #3  #2460
90'lı yıllar boyunca, bunların hayattaki en büyük meselesi, "bizler de bir bayan olarak, -bayan bayana- bir cumartesi akşamı çıkıp beyoğlu'nda dolaşabilmeliyiz. bu bizim de hakkımız!" olmuştur.

bu "bayan bayana" beyoğlu'nda gece gezmesine çıkma heveslisi entel kezban feminist çıkıntılarına, "bacım, tck bilmemkaç'ın bilmemkaçıncı fıkrasında ve bilmem kaçıncı bendinde şöyle bir madde var ki bu madde kadınları köpek yerine koyuyor, senin bu konudaki fikrin nedir?" diye soracak olduğunuzda aldığınız cevap şöyle oluyordu: "ay çekil git be şuradan gerizekalı mısın nesin, yasaları erkekler yapıyor, erkekler düzeltsin, beni halka linç mi ettireceksin, gerizekalı!"

zaten dikkat ederseniz, beyoğlu'nda akşam gezme hakkını savunurken de sık sık "ama bayan bayana" diye vurgu yaparlar, bir erkekle beyoğlu'nda gezen diğer tüm kadınları dolaylı olarak "namussuz" ilan ederlerdi.

kadınlık böyle bir şey. maliye bakanı olursam, kadınları sevmeyenlere vergi indirimi yapıcam, söz.
(0)



Tümünü Göster [3]

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

fethiye escort dikmen uydu elektronik
Son Yapılan Yorumlar: