fransız ihtilali

fransız ihtilali

Tümünü Göster [13]

40769 #2  #40769
coursera notlarımı paylaşıyorum birkaç entry'de. (bkz: fransız ihtilali/@eskiden buralar hep dutluktu)

hepimizin bildiği üzere devrim sırasında `xvi. louis` kraldı. 1774 yılında henüz 20 yaşında tahta çıkar. o sıralarda da fransa'nın durumu hiç iç açıcı değildir. askeri yenilgiler, kıtlık, siyasi dengesizlikler gibi karışıklıklarla boğuşmaktadır. devrimden önceki süreçte de finansal bir kriz yaşar fransa. bu finansal krizi atlatma sürecinde nasıl bir yol izleneceğini, önerileri dinlemek için `estates general`'i toplar. bu meclis krallıkta bulunan üç sınıf olan `soylular` (the nobility), `ruhban sınıfı` (the clergy), ve `orta sınıf` `ya da avam` (the commeners)'dan temsilcileri bir araya getirir. bundan önceki son toplantı 175 yıl önce gerçekleşmiştir. bunlardan ruhban sınıfı ve soylular her zaman ayrıcalıklı grup olmuşlardır ve bu toplantıya orta sınıfla aynı anda katılmak istemezler. `xvi. louis`'nin teklifi her grupla ayrı ayrı görüşmek olsa da orta sınıf bunu reddeder. ve `estates general` mayıs 1789'da toplanır. burada fransız ihtilali'nin birinci hareketi gerçekleşir ve orta sınıf fransa'ya anayasal bir kimlik kazandırana kadar birbirlerinden ayrılmamaya yemin ederler ve kendilerine `ulusal meclis` (national assembly) olarak adlandırırlar. bu olay da o dönemde siyasi olarak aktif olan jacques-louis david tarafından böyle resmedilmiştir. ikinci önemli hareket ise, işçi kesimin olaylara dahil olmasıdır. yüksek ekmek fiyatları ve kıtlık yüzünden olaylar şiddetlenir, `bastille`'de kale kuşatılır, insanlar öldürülür. fakat sonunda `xvi. louis`, ulusal meclisi kabul etmek zorunda kalır.

her ne kada o dönemlerde iletişim zor olsa da, paris'te yaşanan bu olaylar kırsal kesime ulaşmıştır. bu arada paris en büyük şehir olsa da, fransa'nın çok büyük bir kısmı kırsalda yaşmaktadır. haberleri duyan halk, paris'te orta sınıfın meydana getirdiği olayların intikamını alacağı düşüncesiyle toprak sahibi soylulara karşı silahlanır. ancak bu silahlanma daha sonra, soylulardan çok feodalizme karşı olur ve köylü ayaklanmaları çıkar. bunun üzerine köylülerin mağduriyetlerni gidermek ve karşılamaya çalışmak amacıyla bir karar alınır ve `insan ve yurttaş hakları bildirisi``:la déclaration des droits de l'homme et du citoyen` yayınlanır. buna göre `xvi. louis`, ulusal meclis ile birlikte çalışarak anayasal monark rolünü üstlenir. bu metin daha sonra geleceğin fransa'sını yol haritası olacaktır.

18. yy. fransa'sının özelliklerine bakarsak, halkının %85'i kırsal kesimde yaşıyordu. günümüzdeki fransa aksine başkent paris değil, nufusun sadece 40'ta 1'i orada yaşıyordu. şehirlerarası iletişim yavaş ve zordu. devrimin karşılaşacağı en büyük engellerden birisi de iletişimin bu kadar yavaş olduğu bir dönemde toplumu yeniden kurmanın zorluğuydu. kırsalda yaşamanın özelliği olarak da toplumun ekonomik aktivitelerinin çoğu tarıma bağlı. köylerdeki bütün gruplar her türlü tarımsal aktivitenin parçası ve yaş fark etmeksizin bütün hane halkı üretime katılıyor. bu üretim de genel olarak sadece evin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar oluyor, çok az miktarda fazla ürün çıkarsa bunu da pazarda kendilerinin üretemediği ürünlerle takas yapıyorlar. şehirler ise henüz endüstriyelleşmemiş ve zanaata yönelik çalışmalarda bulunuyor. o dönemin en önemli olgularından birisi, gücün mimari ile gösterilmesi. şehirlerdeki şatolar soyluların, görkemli kiliseler ise tanrı'nın, ruhban sınıfının ne kadar güçlü olduğunun göstergesi. hele ki mutlak monarşinin bulunduğu yer `versailles sarayı` gibi görkemli bir yapı. böyle ihtişamlı yapıları yapabilen bir rejime meydan okumanın olabilirliği ise soru işareti yaratıyor devrim yanlılarında. fransa'ya bölgesel olarak bakıldığındaysa tam olarak bir yerellik hakim. dinsel, kültürel, ekonomik, hukuki, vs. her türlü alanda ülke bölgeye bölünmüş durumda. parsi ve çevresinde fransızca ya da anlaşılabilir bir aksanla aynı dil konuşulurken, ülkenin kırsal kesiminde `occitan`, `breton`, `basque`, `catalan` dilleri konuşuluyor. hukuki açıdan bakıldığında bir yarısında ingilizlerin uyguladığı emsal hukuku, diğer yarısında ise romalıların yazılı hukuku var. bazı bölgeler şekere çok vergi öderken, bazıları hiç ödemiyor. kısacası fransa kendi içinde ayrıcalık, dil, kurumsal düzen, yerel kültür ve tarımsal uygulamalar açısından bölünmüş durumda.

ancak değişiklikler yavaş da olsa görülüyor. bu değişimin kaynakları ise; fransız kolonilerindeki tarım ve köle kaynaklı ekonomilein patlama yapması sebebiyle atlantik'teki limanların büyümesi (bu sayede bordeaux'da borsa binası inşa ediliyor ve kilise ve şato kadar görkemli bir bina yapılıyor ve ticaretin ve zenginliğin önemi ortaya çıkıyor), büyük şehirlere yakın köylerdeki tarımcılar artık şehirlerin ihtiyaçlarını karşılamak için spesifik üretime geçiyorlar (şarap, tahıl, vs), ve bu sıralarda amerika kıtasındaki ingiliz kolonileri bağımsızlığını ilan ediyor ve bağımsızlık bildirgesini yayınlıyorlar.

toplumdaki sınıflara da gelirsek öncelikle her zaman ayrıcalıklı olmuş ruhban sınıfı ve soylulardan bahsedelim. ayrıcalık sırasında bir numara olan ruhban sınıfınufusun %0.5'ini oluşturuyor ve 140 bin gibi bir nüfusu var. kendi kendini yöneten, zengin, vergi muafiyetleri olan bir sınıf. ayrıca fransa topraklarının %8'ine sahipler. yani büyük toprak sahibi. ancak sahip oldukları toprak için vergi vermemek gibi bir muafiyetleri var. bunun yerine gönüllü olarak krallık harcamalarını karşılamak için `don gratuit` denilen hediyelerden veriyorlar. ayrıca `tithe` denilen, köylüden hasatın %8-%'sini aldığı bir gelirleri de var. ruhban sınıfı kendi içinde üçe ayrılıyor : rahip ve rahibelerden oluşan normal (regular) ruhban sınıfı, papaz ve yardımcılarından oluşan laik (secular) ruhban sınıfı ve piskopos ve başpiskoposların oluşturduğu üst (upper) ruhban sınıfı var. bunlardan üst ruhban sınıfını genelde soylulardan gelenler oluşturuyor ve bazen siyasi görevleri de olsa genel anlamda toplumun ruhani ihtiyaçlarını giderme görevindeler. gelirleri bulundukları şehre göre değişiyor. dini görevlerinin yanında eğitim görevleri de var. 18 yy.'da papazların görevi aynı zamanda halkı eğitmekti. bu bazıları tarafından halk ve ruhban sınıfı arasında karşılıklı anlaşma gibi görülüyor (tithe karşılığında eğitim). ancak dönemin katolik kilisesi, `tridentine`'ların elindeydi ve eğitim için gelenlere aktarılan tanrı figürü daha kızgın, katı, vahşi bir tanrıydı. çocuklara günahın tehlikeri anlatılıyor, gülme, mutluluk, eğlencenin tehlikeli olduğu savaş, kıtlık, sel ve yangınlarla cezalandırılacakları hatırlatılıyordu. bu dini tehditleriyle büyük güç sagibi olan kilise aynı zamanda daha önce bahsettiğim gücün mimari bir şekilde temsiliyle de gücüne güç katıyor, kiliselerin içi ahiretteki mutlu hayat ve günahkarların acı çektikleri cehennem tasvirleri olan fresklerle süsleniyordu. ikinci ayrıcalıklı grup olan soylular ise aynı ruhban sınıfı gibi nüfusun %0.5'ini oluşturuyor ve vergi muafiyetleri var. görevleri ise ihtiyaç durumunda savaşa hazır ordu yetiştirmek. soylular ise yüzyıllar önce dayanan, bir jenerasyon halinde olan eski soylular ve şu anki statülerini çalışkanlık, uzmanlık ya da paraya borçlu olan yeni soylular olarak ikiye ayrılıyor. daha sonraları savaşma zorunlulukları ortadan kalkıp özel orduları kalkıyor ve bütün yetki krallığa bırakılıyor.

fransız devrim'ine katkı sağlayan en önemli olaylardan birisi ise `aydınlanma çağı`. bu dönemin insanları fransız devriminden önce `anayasal devleti`, `bağımsızlığı`, `ekonomik`, `medeni`, `bireysel hakları` dile getirmiş, mutlak monarşi rejiminin ve kilisenin eleştirisini yapmıştır. `diderot` ise söyle bir söz söyler : "her yüzyılın kendi karakteristik bir ruhu vardır. bizimkisi ise özgürlüktür.". ayrıca bu dönemde voltaire, katolikliğe dönen oğlunu öldürmekle `jean calas` isimli protestan bir kişinin işkenceyle suçunu itiraf ettiren kiliseye karşı bir kampanya başlatmış ve adamın itibarının iade edilmesi için uğraşmış ve başarı elde etmiştir. `diderot` ve `voltaire` gibi birçok düşünür kilisenin önyargılar ve hoşgörüsüzlük yüzünden hem kendi otoritesini hem de mutlak monarşinin otoritesini küçümsediğini düşünmektedir. fakat düşünürlerle ilgili önemli bir nokta da şudur ki ; hiçbiri devrimsel bir amaç taşımamaktadır, çoğu soylulardan gelen, zengin insanlardır. eleştirilerin amacı sistemde devrim değil, `reform`dur.

bu çağın en önemli eseri 50'li ve 60'lı yıllarda `d'alembert` ve `diderot`'nun yazdığı `the encyclopedia`dır. içeriğinde tarımsal üretim grafikleri, çizimleri bulunur. üretimde bilimsel metodlar uygulanmasını tavsiye eder. bilimin ve mantığın savunucusudur. dönemin anaakım düşünürlerin farklı olanlardan birisi ise `jean-jacques rousseau`'dur. kendisi eşitlikçi, toplum eleştirmenidir ve aydınlanma düşünürlerinden daha radikaldir. kendisi özellikle diğer kıtalara açılan kaşiflerin anılarından oldukça etkilenir. dünyanın hiçbir yerinin farklı olamayacağı savunulurken, "ilkel" denilen bu toplumların avrupalılardan daha mutlu oldukları fikri onu cezbeder ve çoğunluğu fakir ve belirli bir azınlığın zengin olduğu dünya ile ilgili bir eleştiri yapar.

peki bu kadar kitap yazıldı, çizildi de bunları kim okuyor ? galiba en önemlisi bu soru. eğitim bu konuları halka anlatacak son kişi olan ruhban sınıfının elinde, the encyclopedia'nın bir kopyasının fiyatı köylünün yıllık gelirine eşit, durumu iyi olanların gittiği okulların müfredatı ise daha çok `latin ve yunan dili` ile `klasikler`den oluşuyor. 1900'lerdeki bu konuyla ilgili araştırma yapan akademisyenlerden birisi dönemin 500 kütüphanesinin kataloğuna bakmış, birisi rejim tarafından onaylanan ve halka tamamiyle açık kitaplar ve rejim tarafından basılması izin gerektiren kitapları (bunlar daha radikal kitaplar) incelemiş. en büyük araştırma ise `robert darnton`'dan geliyor. araştırmanın konusu ise fransa'da `korsan kitapçılık`. gizlice veya daha ucuz versiyonları var mıydı aydınlanma eserlerinin ? varmış. isviçre'nin fransa sınırındaki `neuchatel`'de kitaplar illegal olarak üretiliyor ve sınırdan kaçakçılıkla fransa'ya sokuluyor. haliyle `darnton`'ın tezi de insanlar bu kitapları okumak için yasaları deliyor, para veriyor, suç işleyip hapsi göze alıyorlar. halkın okumak istediği kitaplar gerçekte bunlar.

basılan korsan kitaplar ise kategori olarak sadece aydınlanma çağı'nın kitapları değil, `kötü kitaplar` da var. yani fransa'da basılmasına izin verilmemiş genellikle `pornografi` ve `siyasetin pornografi`yle karışımı olan kitaplar. bu `soft pornography` denebilecek kitaplar ise ruhban sınıfını ve aristokrasiyi hedef alan alaylar içeriyor. hatta kraliyet ailesinin kendisini. bunlardan en önemlilerinde birisi ise `xvi. louis` ve `marie antoinette`'in özel yaşamlarını içeriyor. bu ikili evlendikleri zamanda `louis` 15, `antoinette` ise 14 yaşında. ve evlendikten bir süre geçmesine rağmen çocukları olmuyor ve yasa gereği fransa'nın sadece kralı olabilir. yani bir erkek varis zorunlu. ancak 8 yıl sonra bir çocukları oluyor ve o da kız. bundan bir sene sonra 1781'de bir erkek çocuk doğuyor (ki kendisi 8 yaşında ölüyor). ancak bu kadar uzun süre çocuk yapamayan kraliyet ailesinden `xvi. louis`'nin cinsel yetersizliği alay konusu oluyor. ayrıca `marie antoinette`'in güçlü bir kadın karakter olmasından dolayı kralı erkeklikten uzaklaştırdığı düşünülüyor halk tarafından. aslında halkın artık kraliyetle bu kadar dalga geçebilmesi, sistemin artık bozulduğunun da göstergesi.

şehir bir şekilde korsan kitap falan idare ederken kırsalda durum hiç öyle değil. kırsalda kitaba ulaşmanın yollarından biri, `colporteur` denilen köy köy gezip ucuz kitap satan kişiler. bu kişilerin sattıkları kitaplar ise `bibliotheque bleue` denilen orta çağ korku hikayeleri, gotik hikayeler vs gibi aydınlanma dışında her şeyi içeren kitaplara sahip. yani fransız devrimi'nin en önemli olaylarından olan köylü ayaklanmaları aydınlanma düşünceleri ve kitaplarıyla açıklanamıyor. zaten aydınlanma da devrim açısından önemli olsa da, gerek dahil olan yazar ve düşünürlerin devrimsel bir iddiasının olmaması gerekse de yazılanların halka ulaşamaması nedeniyle devrimin direkt sebeplerinden olduğu söylenemiyor.
(2)

Tümünü Göster [13]

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Son Yapılan Yorumlar: