the lord of the rings

the lord of the rings

Tümünü Göster [12]

340 #1  #340
insanlık tarihinde yazılmış en muhteşem eserdir. kitapları en güzel kitap, filmleri en güzel filmlerdir. modern fantastik edebiyatın da başlangıcıdır.
(0)
2611 #2  #2611
bunu okuyup da silmarillion, hatta unfinished tales, morgoth's ring falan okumayınca cidden çok ama çok eksik kalıyor. lotr'de geçen bir sürü isim, kavram ve yerin tarihçesini bilince bunu alıp baştan okumak çok daha zevkli. mesela aragorn barahir'in yüzüğünü gösterdiğinde barahir'in kim olduğunu, o yüzüğün binlerce yılda başından gelip geçenleri bilmek -ki sauron'un yüzüğünden çok daha ilginç ve hüzünlüdür hikayesi- moria madenlerinde balrog çıktığında, legolas 'balrog of morgoth' deyince morgoth'un kim olduğunu, balrogların katıldığı eski zaman savaşlarını hatırlamak, palantiri eline alan gandalf'ın 'feanor'un ellerinden çıkma' dediği kitapta olan, filmde olmayan sahnede koca feanor'u yadetmek, aragorn hobbitlere beren ve luthien şarkısını söylediğinde beren ve luthien destanını hatırlamak, lothlorien'de 'aragorn of dunedain' dediklerinde numenor'u hatırlayıp efkar yapmak, ne bileyim daha bir sürü şey var. hele de sauron'u sırf lotr serisinden görenler hiçbirşey görmemiş oluyor. herifin lotr'de yaptıkları, silmarillion'dakilerin onda biri değil.
(0)
4512 #4  #4512
hayatımı değiştiren kitap. laf olsun diye demiyorum, ciddi anlamda başka bir yola girmeme vesile oldu. şöyle anlatayım en baştan ;

yıl 2002. berberden çıkıp yan taraftaki cd dükkanına girmiştim - film almak için bir süredir para biriktiriyorum, heyecanlıyım tabi-. içeri girip filmlerin kapaklarına bakmaya başladım, o zamanlar pek anlamadığımızdan dıştan güzel görüneni alıyorduk. şöyle bir göz gezdireyim derken ilk gördüğüm film –tabi ki yüzük kardeşliği- beni kendisine çekti direk. o kadar filmin arasında yüzük kardeşliği resmen parlıyordu, hani sanırsın bir mesaj vermeye çalışıyor.

neyse, aldım filmi gittim evde açtım, annem de mısır patlatmış meyve suyu falan hazır, zannediyor yine aile komedisi getirmişim. sonra izlemeye başladık. daha yüzüklerin tanıtıldığı ilk sahnede film kendisine bağlamıştı beni. bizimkiler de film uzun ve vakit geç olmasına rağmen sonuna kadar gözlerini kırpmadan izlediler - gandalf düştüğünde kardeşim ağlamaya başlamıştı,dedeme mi benzetti artık ne olduysa anlamamıştım -

lan bana bir şeyler oluyor filmi izlerken, sanki frodo kankam,aragorn bizim mahallenin sözü geçen abilerinden,gandalf üst katta oturan hacı amca,uruklar da aşağı mahallenin kavgalı olduğumuz piçleri gibi bir samimiyetle izliyorum filmi,zaten televizyonun dibine oturmuşum dikkatim had safhada.

film bittikten sonra o gece o evreni düşüne düşüne, gözümü kapatıp filmi tekrar yaşayarak yattım ki o gece gördüğüm garip rüyaların sırrı da bu olsa gerek. neyse, sabahın köründe kuzen geldi , gel lan dedim deli bir film buldum diye bir de onunla izledik,o da filme kaptırınca kendini bir süre tüm sohbet konumuz bu oldu. biz filmin etkisinden daha çıkamamışken bizim aileler antalya gezisi diye bir süre dikkatimizi dağıttılar. orada o kadar gezip tozunca normal olarak bir süreliğine film aklımızdan çıkmıştı ki, yol kenarında kitap satan bir amcanın kitaplarının arasında üç kitabı yan yana görene kadar. çocuk aklımızla önce idrak edemeyip, vay be adamlar üstüne bir de kitabını çıkarmış diye konuştuktan sonra kitabı elime alıp babama gösterdim alsın diye. adam, haklı olarak, daha önce kitap okumamış çocuğuna sen anlamazsın ağır kitaptır bunlar deyip almayınca içerlemiştim baya.

antalya’dan döndükten sonra arada bir filmi tekrar izleyip aragorn ve legolas havalarında takılmaya başladık, yeri geldi sopayla birbirimize girdik, ok ve yay yapıp onlarla takıldık, kansız geçen gün olmuyordu ama sanki gondor’u kurtarırken gazi olmuşuz gibi bu yaraları gururla taşıyorduk. derken bizim alt kattaki yeşim abla bir gün beni yanına çağırdı. meğerse iki kule sinemalardaymış- bizim haberimiz yok tabi, hala ezberlediğimiz filmi takıp tekrar tekrar izliyoruz-, kendisi kardeşiyle gidecek anlatıyor bana işte ilk filme de gitmişler çok güzeldi falan diyor, tabi ben nefes almadan bekliyorum heyecanla, soracağım acaba bizi de götürür mü diye, ama içten içe de diyorum işi gücü yok bizle mi uğraşacak kız. sonra isterseniz gelin sizi de götüreyim, herhalde sizin de hoşunuza gitmiş deyince – bahçede sopalarla girişirken “ geber lan pis uruk hai” “sensin lan o, ben boromir’im” tarzı muhabbetleri duymuş olsa gerek- , ben heyecan ve mutluluktan bir an konuşamayıp sonra sadece “olur.” diyorum ( lan orada yalnız olsam samba yapacam sevinçten halbuki). sonrasında, gidiyoruz filme yeşim ablayla (kendisini hala saygıyla anarım,elf güzelliğinde temiz kalpli, iki kuleyi sinemada izlememe vesile olmuş insan), en öne oturup ağzımız açık şekilde izliyoruz, bir yandan da olayları aklımızda tutmaya çalışıyoruz ki sonra tartışırken üstünlük taslayabilelim..

aradan yıllar geçiyor, harry potter ile kitap okumaya adım atmış biri olarak, ilk göz ağrımı gidip arıyorum ve bulduktan sonra üç kitabı bir ayda bitiriyorum. tekrar okuyacakken eve gelen misafirin çocuğu kitabı görüp merak ediyor ve ödünç istiyor benden. ben de çocuğu sevdiğimden al hayatın değişsin deyip veriyorum, kutsal bir görev yaptığımı düşünerek. o kitaplar bir daha gelmedi arkadaşlar. o zamandan beridir kimseye kitap ödünç veremem kolay kolay. işin garip yanı çocuğa kızamıyordum da, çalacaksa da böyle bir kitabı çalsın kerata diye düşünüyorum. neyse sonra kitap fuarında üç kitabın bir araya getirilmişini görünce kapmıştım hemen paraya kıyıp, sonrasında da silmarillion,hobbit ve diğer tolkien kitapları takip etti onu.o zamandan beri bir döngü halinde okurum kitapları,arada açar tom bombadil'e bakarım, beorn’un olduğu sayfaları veya feanor’un anlatıldığı yerleri açar,her seferinde okurken farklı bir tat alırım.

gelelim hayatıma etki ettiği kısma. ben lisede sayısal derslerle uğraşan klasik bir öğrenci iken, yüzüklerin efendisi’ni kim bilir kaçıncı defa okuyuşumdan sonra birden aklıma bir fikir geldi ve içim heyecanla doldu. kitap yazacaktım ! bildiğin bu düşünce beni ele geçirdi. en başta hevestir geçer diye düşündüm ama tersine bu arzu daha da artıyordu. önce derslerde kısa kısa öyküler yazıp arkadaşlara okutmakla başladım, sonra lise üçte iken ilk uzun çalışmamı yapıp boş bir defterin yüz sayfasını doldurup haritalar çizdim kendi çapımda. işte her şey o zaman değişmeye başladı. arkadaşların da verdiği destekle kararı vermiştim ; yazar olacaktım.

fakat üniversite sınavı senesi tüm her şeyi bir kenara bırakmak zorunda kaldım, böyle baskı dolu anlarda insan dikkatini toplayamıyor, etrafında dakika başı sinir krizi geçirip bayılanlar olunca. ben ise, bir yıl boyunca ne ders çalıştım ne kitaba bakabildim, en son ittire ittire bir üniversitenin bilgisayar mühendisliği bölümünü kazanıp gittim. bir yılımı da orada heba ettim saçma sapan işlerle uğraşarak. artık amacımdan iyice uzaklaşıyordum ve bir karar vermem gerekiyordu. işte o an kararımı verip tak diye üniversiteyi bıraktım, bir gram yoktu içimde mühendislik zaten. artık, en başta ki amacım doğrultsun da çalışmama olanak sağlayacak bir bölüme girmeye karar vermiştim. ve şu an sınava tekrar hazırlanıyorum. sınav yılı bittiğinde tüm kitaplar yırtıp, arkadaşlarla sevinçten tekila içip çıplak halde şehrin en işlek yerinde koşan ben, aynı rezalet sistemin içine tekrar girmek zorunda kaldım. beni sağlam tutan tek şey ise amacımın kutsallığı ve kendime olan inancım.

işte bir kitap bir insanın hayatını böyle değiştirir ki o yüzden benim için asla sadece bir kitap olmamıştır. bir yaşam olgusudur, bir değerdir yüzüklerin efendisi. üstat tolkien bana bir amaç verdi, ot gibi bir yaşam ve saçma sapan şeylerle vakit geçirmektense, sonuna kadar yüzümde bir gülümsemeyle gidebileceğim bir yol göstererek. son olarak, ilk gördüğüm andan beri asla unutmadığım, kitabın arkasında yazan bir sözden bahsederek yazımı bitireceğim ;

dünya ikiye bölünmüştür ; denir tolkien’in yapıtı söz konusu olduğunda : yüzüklerin efendisi’ni okmuş olanlar ve okuyacak olanlar…
(0)
4730 #5  #4730
aslında gücün, iradenin ve kibrin, birbiri ile yaşadığı çelişkili savaşın hikayesidir.
(0)
7657 #6  #7657
hayatımı değiştirdiğini düşündüğüm eser. özellikle gandalf'ın bir sözü inanılmaz sık şekilde aklıma geliyor ve sadece bu söz için bile kutsal kitap olmayı hakettiğini düşünüyorum:

"many that live deserve death. and some that die deserve life. can you give it to them? then do not be too eager to deal out death in judgement. for even the very wise cannot see all ends. ı have not much hope that gollum can be cured before he dies, but there is a chance of it. and he is bound up with the fate of the ring. my heart tells me that he has some part to play yet, for good or ill, before the end; and when that comes, the pity of bilbo may rule the fate of many - yours not least.”

türkçesi için üşenmedim metis çevirisini açtım kendi ellerimle yazıyorum:

"yaşayanların bir çoğu ölümü hak ediyor. ve ölenlerin bir kısmı da yaşamayı hak ediyor. yaşamı onlara verebilir misin? o halde öyle hak, hukuk adına ölüm buyurmakta çok acele etme. çünkü en bilge olanlar bile her şeyin sonunu göremez. ben de gollum'un ölmeden önce iyileşeceğini pek ummuyorum, ama bir şansı hep var. sonra o, yüzük'ün kaderiyle bağlanmış. gönlüm bana, bu iş bitmeden onun da ister iyi yönde olsun, ister kötü, mutlaka bir rol oynayacağını söylüyor; o an geldiğinde bilbo'nun acıma duygusu birçok kişinin - en başta da senin - kaderine hükmedecektir."
(0)
25629 #8  #25629
iskandinav, kelt ve fin mitolojilerinden ilham alınarak yazıldığı ve en önemli karakterleri evrensel arketipler olduğundan, mitoloji/alegori bazlı eserlerle paralellik göstermesi son derece normaldir. gandalf'ın temsil ettiği yaşlı bilge arketipi ve frodo'nun temsil ettiği kahraman arketipi dünyanın bütün kültürlerindeki mitolojide, masallarda ve halk edebiyatında mevcuttur. aynı şekilde, artifact denen sihirli/doğaüstü güçlere sahip nesneler de dünyadaki bütün milletlerin mitolojisinde, folklorunda vardır.

sihirli güçlere sahip lanetli yüzük tolkien'in icadı değildir, binlerce yıllık cermen mitolojisinden nibelungenlied esinlenilmiştir. rohan atlıları kelt mitolojisinden, lotr'de geçmeyen ancak silmarillion'da yeralan, yüzük dövmeyi sauron'a öpreten demirci tanrı aule fin mitolojisi kalevala'dan, cüceler isimlerine varana kadar viking mitolojisinden alınmış, tolkien'in kurguladığı yeni bir evrende hayat bulmuştur.

yazıyı kaleme alan hoca, ya batı mitolojisini bilmiyor, ya da ideolojik nedenlerle doğu'yu üstün görerek böyle bir yazıyı kaleme almış.

bizim dede korkut hikayelerindeki tepegöz yunan mitolojisindeki cyclops'la büyük benzerlik gösterir mesela. bütün halkların mitoloji ve folklorunda ortak noktalar olması doğaldır, çünkü arketipler ve artifact'lar bütün insanlığın kollektif bilinçaltında yeralan evrensel elementlerdir. bunlar şu ya da bu millete aittir diyemeyiz, hepsi bütün insanlığın ortak değerleridir.
(0)
49790 #9  #49790
extended versiyonu izlenilmeden kesinlikle izledim denilmemesi gereken efsana üçleme. ayrıca en sağlam en sevilesi karakteri de sam dir. avrupa kökeninden geldiği belli olan iskandinavlar iyi insanlar. hintli irk, araplar kötü insanlar.
özellikle kurtarıcı kartallar sanki "amerika" nın avrupa'yı kurtarmasını simgeliyor.
kitapta sanki bu kadar vurgulanmamıştı.
(0)
49815 #10  #49815
filmleri çok güzel olan seri. aşırı iyi prodüksüyon, çok iyi müzikler ve oyunculuk, görsel efektler falan filan derken efsanedir. ama olay örgüsü olarak peter jackson'ın kurbanı olmuştur. kitapta karşılaştığınız birçok olay, mekan ve karakter filmlerde yoktur. şunu ne diye birebir uyarlamazsınız anlamam amk.
(0)
49861 #11  #49861
sinema uyarlamasının extended versiyonunu bir türlü izleyemediğim seri. filmde akılda takılan bazı soruların cevabını bulmak için the hobbit serisi de mutlaka izlenmeli.
(0)
59614 #12  #59614
geçen sene üç kitabını birden alıp ilk kitabını hemen okumuştum. ikincisi için birkaç hafta bekledim ve üçüncüsü tabiri caizse bir yılan hikayesine dönmüştü. başlayıp başlamama arasında gidip gelmeler derken mitolojiye olan ilgim sonucu (çok geç olarak) tanistigim tolkien'in bu efsane üçlemesini gün itibariyle bitirdim.

birkaç "kötü" fantastik edebiyat ürünü okuduktan sonra bunu da aşırı bir sevgiyle sevmediğimi görünce anladım fantastik edebiyata ait olmadığımı. yalnız çok sasirdigim şey, yüzüklerin efendisinde en sevdiğim bölümler en başı ve en sonu oldu, kısaca shire bölümleri. köy hayatını sevmekle birlikte pek köyde yaşamadım, yazları gittim işte birkaç kere. orta dünya bana çok büyük geldi, bu kadar büyük bir dünyanın hikayesi de belki ağır geldi ama o yeşil dolu shire, o küçük köy, küçük ticaret ortamı benim çok hoşuma gitti. küçük minik ufak... oradaki basit hayatların anlatımı, belki de kendi hayatımın basitligiyle örtüşüyor ve beni mutlu ediyor ya da bir yere ait hissettiriyor.
(0)

Tümünü Göster [12]

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Son Yapılan Yorumlar: